• Sayı: Kasım 2012

Bir futbol sezonu daha başladı. Her sezon gibi yeni umutlarla başlayan Avrupa macerası Türk takımları için sezonun daha ortasına bile gelmeden hayal kırıklığına dönüştü. Belki de bu hayal kırıklığının sebebi de şimdiye kadar adamakıllı bir özeleştirinin yapılmamasıydı.

 

Fenerbahçe, Trabzonspor ve Bursaspor'un elenmesinin sebepleri, Türk takımlarının rakiplerine karşı kalitesiz olmaları değildi. Futbol otoriteleri yaptıkları değerlendirmelerde, ne Fenerbahçe’nin, Spartak Moskova'dan ne Bursaspor’un, Twente'den ne de Trabzonspor’un, Videoton'dan güçsüz takımlar olmadığını hatta artılarının daha fazla olabileceğini belirttiler.

 

Türk takımlarının Şampiyonlar Ligi Karnesi

Futbolda Avrupa'nın kulüpler bazında en büyük organizasyonu olan UEFA Şampiyonlar Ligi'ne şimdiye dek Türkiye'den sadece 5 takım katıldı. 1992-93 sezonundan bu yana düzenlenen organizasyona, geçen sezon Fenerbahçe'nin yerine alınan Trabzonspor ilk kez katılmıştı. ‘‘Devler Ligi’’ tarihinde daha önce Galatasaray 10, Fenerbahçe 6, Beşiktaş 5, Bursaspor ve Trabzonspor ise birer kez mücadele etti. Galatasaray, bu sezon bu büyük organizasyonda 11. kez yer alıyor. Galatasaray 74, Fenerbahçe 40, Beşiktaş 30, Bursaspor ve Trabzonspor da 6'şar kez UEFA Şampiyonlar Ligi'nde sahaya çıktı.

Türk takımları “Devler Ligi”nde toplam 156 maça çıkarken, 39 galibiyet, 33 beraberlik, 84 de yenilgi aldı. Bu maçlarda toplam 142 gol atan Türk ekipleri, kalesinde ise 262 gol gördü. Türkiye, UEFA Şampiyonlar Ligi'ne 5 sezondur iki takımla katılamıyor. En son 2007-2008 sezonunda Beşiktaş ile Fenerbahçe birlikte gruplarda yer almıştı.

Türk takımlarının “Devler Ligi”nde şimdiye kadar en büyük başarısı çeyrek final oldu. Galatasaray, Rumen teknik adam Mircea Lucescu yönetiminde 2000-2001 sezonunda, Fenerbahçe de 2007-2008 sezonunda Brezilyalı teknik adam Zico yönetiminde çeyrek final oynama başarısı gösterdi. UEFA Şampiyonlar Ligi'nde Türk takımlarının başında, maç başına en çok puan ortalaması tutturan teknik adam, Brezilyalı çalıştırıcı Zico oldu. 2007-2008 sezonunda Fenerbahçe'ye “Devler Ligi”nde çeyrek final oynatan Zico, maç başına 1.7 puan ortalamasıyla zirvede yer aldı.

UEFA Şampiyonlar Ligi'ne iki kez Galatasaray'ın, bir kez de Beşiktaş'ın başında katılan Rumen teknik adam Mircea Lucescu ise Galatasaray ile ilk kez bir Türk takımını 2. tur ve çeyrek finale taşıma başarısı gösterdi. Rumen teknik adam Galatasaray'daki performansıyla maç başına 1.38 ortalamayla ikinci sırada yer aldı. Lucescu ayrıca 26'sı Galatasaray, 6'sı da Beşiktaş'ın başında olmak üzere toplam 32 kez ile Türk takımlarının başında bu ligde en çok görev yapan teknik adam unvanını aldı. Lucescu'yu 30 maçla Fatih Terim izledi. UEFA Şampiyonlar Ligi'nde Türk takımlarının başındaki en başarısız teknik adam ise Mustafa Denizli oldu.

 

Başarısızlığın Altındaki Sebepler

Spor uzmanları yaptıkları değerlendirmelerde başarısızlığın altında yatan sebepleri değerlendirdiler ve çözüm önerilerini ortaya koydular.

Uzmanlara göre, sabrın, tahammülün olmadığı yerde tedirginlik, dolayısıyla da huzursuzluk olacaktır. Saha içinde yaptığı en ufak hatada uğultularla karşılaşan futbolcu, bir sonraki pozisyonda bunun tesirinde kalacaktır. Takımının başarısızlığında “Hoca istifa, başkan istifa” tezahüratları Türk takımlarında daha en baştan huzursuz bir yapı meydana getiriyor. Halkın bu tür organizasyonlarda yer alırken bunun bir spor olduğunu, vakit geçirmek amaçlı sosyal bir etkinlik olabileceğini en başından kabullenmeleri gerektiği belirtiliyor.

Ülkemizde çarşı-pazarda normal bir insan gibi muamele görmeyen ve sürekli olarak egosu şişirilen futbolcular, süreç içerisinde kendini toplumun üstünde görmeye başlıyor. Bu da futbolcuda “yeterliyim” intibaı meydana getiriyor. Böylelikle mevcut halini kâfi gören futbolcu, işini ilerletmek bir yana kendini gerilemeye mahkûm bırakıyor.

Türk kulüpleri, Türk oyuncuları elinde tutabilmek için israfta bulunarak, yığınla parayı oyuncuya ve menajerlerine savuruyor. Oysaki aynı futbolcu Avrupa'ya gittiğinde o paranın önemli bir kısmını vergi olarak ödüyor. Bu sebeple Türk futbolcular, Avrupa gibi kendini geliştirebilecekleri bir rekabet alanında değil de, Türkiye gibi fizik olarak daha zayıf olan bir yerde güdük kalmış oluyor. Netice olarak, aynı paraya getirilecek kaliteli futbolculara ödenmesi gereken paralar, Türkiye'deki daha kalitesiz yabancı veya yerli oyunculara verilerek, kalitenin önü kapatılıyor.

Basının haberi basıma hazırlarken dahi yalan olduğunu bile bile verdiği bilgiler, okuyucu ve taraftarda beklentiyi yüksek tutuyor. Beklentisi yükselen taraftar, olası başarısızlıkta hıncını yönetimden çıkarabiliyor, onların ipini çekebiliyor.

Sonuç olarak; Türk takımlarının genelde daha ilk tura bile kalmadan elenmeleri tesadüf değil. İçinde toplumsal, psikolojik, ekonomik ve kişisel onlarca sebebi muhteva eden bir dizi sebep var. Kâğıt üzerinde bu nedenlerin sadece birkaçından bahsedilebiliyor.

 

Çözüm Önerileri

Futbolda başarılı olarak nitelendirilen ülkelerin hepsinin bir ekolü,  altyapısı ve sistemleri var. O takımlar hep büyük takım olarak anılıyor. Spor analistleri, Türk futbolunun bir ekolü ve altyapısının olmadığını, elde edilen başarıların günü kurtaran, sürekli olmayan başarılar olduğunu belirtiyorlar. Uzmanlar, sürekli bir başarı sağlamak isteniyorsa bir futbol ekolünün yaratılması ve bu ekol içerisinde oluşturulacak sistemin içerisinde Türk futbolunun kendi yıldızlarını yaratması gerektiğini belirtiyorlar.

Peki, nasıl ekol yaratılır? Spor akademisyenleri öncelikle eğitimin şart olduğunu belirtiyorlar. Öncelikle futbolcunun hem ailesinden hem de yetiştiği çevreden iyi bir eğitim alması şart. İyi eğitimli, kendini yetiştirmiş, bireysellikten uzak yetişmiş yetenekli ve çalışkan çocuklar sisteme dâhil edilmeli. Kendine oynayan, 60.dakikadan sonra kesilen, kafası futbolun dışında olan, futbolu meslek olarak gören kişilerden bir başarı beklemenin hayalperestlik olacağına vurgu yapılıyor.