Bezleriyle Padişahların Üstlerini Süsleyen, Evleriyle Kentin Tarihi Dokusunu Gösteren, Eşsiz Güzellikteki Yayla Gölü’ne Sahip Dokumanın Başkenti Buldan’ı Her Zaman Bir Adım Öteye Taşımak İsteyen Kaymakam Ahmet Erdoğdu

  • Sayı: Nisan 2011

Geçmişten günümüze Denizli dokumacılığının temelini oluşturan Buldan, M.Ö. 2000’li yıllara kadar giden tarihi geçmişe sahip bir ilçedir. Frikler, Siluuslar, Lidyalılar, Hititler, Romalılar ve Bizanslılar Buldan’da yaşamış, egemenlik kurmuş uluslar. Sardes’ten (Salihli’den) çıkan Philadelpia’dan (Alaşehir’den) sonra Tripolis’ten geçerek Phryginni’nin batı ucundaki Hierapolis’e (Pamukkale’ye) giden “Kral Yolu”nu sırtını dayadığı yamaçlardan izleyen Buldan kentinin adı bir kaynağa göre “Buladan” olarak geçmektedir.

         1530 yılında yazılmış “Muhasebe-i Vilayet-i Anadolu Defteri”nde “Buladan” adıyla Denizli’ye bağlı bir yerleşim birimi olarak anılmaktadır. Katip Çelebi’nin “Cihannüma” adlı eserinin 634. sayfasında Denizli Ovasında Ezine’nin (Sarayköy) şimali garb tarafında 2 saatlik yerde “Boldan”ın bulunduğu ve her hafta pazar kurulduğu ilçenin tarihine ait hatıralardan sadece biri.

         Denizli ve havalesinde görülen ilk Türk birlikleri 1070’te buralara gelen Afşin Bey komutasındaki birliklerdir. Ancak Türklere Anadolu kapılarının açılması 1071 Malazgirt Savaşı’nda Büyük Selçuklu Devleti hükümdarı Alpaslan’ın zaferiyle mümkün olmuştur.

         Kılıç Aslan, 1102’de Denizli’yi fethetmiş ancak Bizans Batı Anadolu’da kaybettiği bazı yerleri ve arada Denizli 1119’da geri almıştır. 1211 yılında Aydın’ın Kuyucak ilçesindeki Antiyokla ile Alaşehir arasında engebeli bir alanda yapılan savaş sonucu Anadolu Selçuklu Devleti ile Bizans arasındaki sınır belirlenmiştir. Bu sınır Buldan havalesinde Büyük Menderes Nehri idi. Yani Sarayköy ve Denizli yöresi Anadolu Selçuklularına kalırken Buldan yöresi Bizans içine bırakılıyordu. Bu sınır uzun süre değişmemiştir.

         1368 yılında Germiyanoğulları tarafından tamamen Türklerin eline geçen Buldan, 1390 yılında Osmanlı Devletine kalmıştır.

         Zamanla gelişen Aydın Sancağına bağlı bir bucak olarak görülen Buldan 1883 yılında Denizli Sancağına bağlanır.

         Mondros Mütarekesi ile yurdumuzun işgal edilmeye başlanmasına takiben Batı Anadolu’ya Yunanlılar asker çıkarmıştır. Buldan’ın işgali 5 Temmuz 1920’de gerçekleşir. Buldan’da Yunan işgali 2 yıl 2 ay devam etmiştir. Tüm Anadolu’da sürdürülen özgürlük mücadelesine katılan Buldan, 4 Eylül 1922’de düşman işgalinden kurtulmuştur. Buldan, cumhuriyet döneminde de Denizli il olunca Denizli’ye bağlı bir ilçe olarak Anadolu coğrafyasında yerini aldı.

 

Buldan’daki Tarihi Miraslar

 

         Antik dönem medeniyetlerinin birikimi üzerine kurulmuş bir kenttir Buldan. Ticari ve sosyal yaşamın birbirini tamamladığı ilçede evler de bu tarihi medeniyetlerin dokusunu günümüze kadar saklayabilmenin keyfini yaşıyor hala. Buldan’da kentsel sit alanı içinde bulunan yaklaşık 150 adet taş duvarlı, ahşap hatılı, kırma çatılı, alaturka kiremitli, çatı saçakları, oymalı saç kaplamalı çember çember bacalarıyla Osmanlının ihtişamını yansıtan evler, bir diğerinin bakışını engellemeyerek sırtlarını yamaçlara yaslamış devr-i alemi izlemekte. Çıkmaz sokaklarda sevda türküleri söyleyen kentin evlerinin sofaları hep güneşin doğduğu yerlere, hep ufuklara açılır.

         Tahta oymalı bir dış kapıdan girdiğinizde sizi karşılayan havuzlu bir avlu, alt katta dünyanın yeniden dokunduğu iş odaları, üst katlarında yaşam odaları, yüzlerce yıl önce tasarlanmış saklı gömme banyoları ve sayısız odalarıyla Osmanlı’nın her dönemini izleyebileceğiniz tavanları ve kapıları bezlemeli, dolap köşeleri dantel oymalarla süslü, kadife çeyiz sandıklı Buldan evleri sizleri, sundurmalarında Türk kahvesi içmeye davet ediyor.

 

         Buldan’da yerleşim, konut ağırlıklıdır. Ancak konut dışında dinsel yapı olarak Güroluk Camii, Çarşı Camii; ticari yapı olarak Paşalar Hanı ve sıra dükkanlar; eğitim ve kültür yapısı olarak Dört Eylül İlköğretim Okulu; su yapısı olarak Çarşı Mahallesinde günümüzde bir konut yapılmış hamam kalıntısı; yönetim iletişim yapısı olarak Eski Hükümet Konağı gösterilebilir.

 

Buldan’da Dokumacılık

 

         Laodikya (Denizli), Hierepolis ( Pamukkale), Tripolis (Buldan) yörelerinde dokumacılığın tarihi milattan öncelere dayanır. Doğal boyalarla boyanan dünyanın en güzel ipliği ve koyun yünleri, Pamukkale’nin suyunun rengi sabitleyici özelliği ile haslık ve parlaklık kazanıyordu. Böyle üretilmiş devrin en güzel kumaşları Roma İmparatorluğu’nun her yanını süslemeye başlamıştır.

         “Birras”ların ( bedenin üst kısmı için dokunan pamuklu kumaşlar) dokunduğu “Delmotica”ların (mavi kurdeleli iç çamaşırlık kumaş) kadınları süslediği, “Phacula”ların ( su geçirmez pardösülük kumaş) insanları yağmurdan koruduğu dönemlerde bile Buldan dokumanın başkenti, dokumayı en iyi bilen insanların yaşadığı kent olarak biliniyordu. M.S. 6. yüzyılda ipek böcekçiliğini öğrenen Buldan insanı, yaşam yürüyüşünü hep ipliğe tutunarak sürdürmüştür. İpi işleyen hünerli ellerin şarkıları, türküleri, şiirleri hep ip olmuştur. Çünkü Buldan’da doğan her çocuğun ayağına ip dolanır.

         Osmanlı’nın kuruluşunda saraya gönderilen kırmızı ipek kumaşlardan yapılan üç eteklerle başlayan Buldan insanının dokumayla dansı, Osmanlı sarayına yaptığı özel dokumalarla doruklara ulaşmıştır.

         1950’li yıllara kadar çevredeki il ve ilçeler, dokudukları ürünleri, her perşembe günü Buldan’da kurulan dokuma pazarına getirirler, satışa sunarlardı. Ama ulaşımda sağlanan rahatlıklar ve teknolojik gelişmelerle bugün, Anadolu’nun her köşesine giden Buldanlı dokumacılar sıcak satışla alıcılara ulaşmaktadırlar. Buldan dokuduğu havluyu, ev tekstil ürünlerini ve giyim aksesuarlarını Amerika, Rusya ve AB ülkelerine göndermektedir.

         Yatak örtüleri, perdeler, masa örtüleri, kırlentler, Buldan bezi gömlekler, elbiseler, şallar, fularlar, üslük ve peştamallar dokuyarak, ipeğin üzerine ebem kuşağının renklerini kıvrım kıvrım, boncuk boncuk dizebilen Buldan, dünyaya dokumalar sunabilme çabasını sürdürüyor.

 

Buldan Yayla Gölü

 

         İlçenin batısında yer alan Süleymanlı (Yayla) Gölü 1150 metre yüksekliktedir. Buldan doğal yaşamını bu gölün içinde sürdüren belki hiçbir yerde göremeyeceğiniz kuşlar sizi bekliyor. Çevresindeki çam ağaçlarının aralarına gömülmüş kuyulardan keseceğiniz kar parçalarıyla hazırlanmış karlama, belki hiç tatmadığınız bir güzellik. I. derecede sit alanı olan yayla gölü 464 dekardır.

         Göçmen kuşların bu kısa süreli konaklama durağında, sazan ve yayın balıkları yaşıyor. Göl içerisinde askıda veya zemindeki toprağa tutunmuş olarak yaşayan sayısız bitki türünün arasında sayılabilecek kör köstebekler, yabani tavşanlar, oklu kirpiler, yeşilbaş ördekler, ak pelikanlar, leylekler, sakar mekeler, gri balıkçıllar, çizgili kaplumbağalar el değmemiş doğal ortamlarında yaşıyor.

 

Tripolis

 

         Tripolis, Lydia, Phrygia ve Karia Bölgeleri’nin sınırlarının birleştiği alan üzerinde ve Maiandros (Menderes) Nehrinin hemen kıyısında kurulmuştur. Kentin en eski ismi F.Imhoof Blumer’in sikke çalışmalarından çıkardığı sonuç ile “Apollonia” olarak bilinmektedir. Uzun bir süre bu isimle anılan kentin ismi daha sonra Antoniopolis olarak değiştirilmiştir. Augustus Dönemi’nde kentin artık “Tripolis” olarak anılmaya başlandığı yazıtlar ve sikkelerden anlaşılmaktadır.

         Kent, en parlak çağını Roma Döneminde “Tripolis” adını aldıktan sonra yaşamıştır. Bizans Döneminde ise bölgede önemli bir piskoposluk merkezi olduğu bilinmektedir. Bundan sonra kent, “Diribol” adıyla daha kuzeye taşınmasına kadar uzun bir dönem boyunca “Tripolis” olarak varlığını sürdürmüştür.

         Lahit mezarlar, kaya mezarlar, antik tiyatro, Roma Caddesi ve Orpheus Çeşmesi bu kenti en iyi anlatan kalıntılardır.