Kadına yönelik şiddet ister kamusal isterse özel yaşamda meydana gelsin, kadının fiziksel, duygusal, cinsel ve ekonomik açıdan zarar görmesine ve acı çekmesine yol açan, kadının temel hak ve özgürlüklerini ve onurunu
zedeleyen bir eylemdir. Kadına yönelik şiddet olaylarına işyerinde, sokakta, okulda, gözaltında, savaşta rastlanmaktadır. Ama ne yazık ki kadınlar, en korunduğu yer diye düşünülen “aile içinde” de, hatta daha yaygın bir şekilde şiddete uğramaktadırlar. Hakaret, tehdit, dayak, aşağılama, cinsel taciz, tecavüz, yaralama hatta öldürme biçimindeki bu gibi eylemler, genellikle erkeklerin kadınlar üzerinde egemenlik sağlaması amacıyla uyguladıkları güç gösterisidir. Aslında kadına yönelik şiddet yeni bir olgu olmamasına rağmen, bir sorun olarak nitelenmesi ile şiddetin önlenmesi, mağdurun korunması ve şiddet uygulayanın cezalandırılması için yapılan çalışmalar 1970’li yıllardan sonra yapılmıştır. O günlerden günümüze kadar yapılan birçok değişiklikle kadın kanunla korunmuştur.
Kadına yönelik şiddete karşı kabul edilen yeni yasanın konusu, kadına yönelik şiddetin önlenmesi ve aile içi şiddetle mücadele etmektir. 2011’in Mayıs ayında bazı Avrupa Konseyi üyeleri İstanbul’da toplanmıştı. Kısa adı “İstanbul Sözleşmesi” olan bir sözleşme taslağı gündeme gelmiş, 11 Mayıs 2011 tarihinde 47 üyesi bulunan Avrupa Konseyi’nden 13 ülke, sözleşmeye imza atmıştı, Türkiye’nin yanı sıra Avusturya, Almanya, Yunanistan, İzlanda, Karadağ, Portekiz, Finlandiya, Fransa, İspanya, İsveç, Slovakya ve Lüksemburg, sözleşmeye imza atan ülkelerdi.
"Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi’nin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı", Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Genel Kurulu’nda kabul edilerek yasalaştı. Avrupa Konseyi 121. Bakanlar Komitesi Toplantısı’nda kabul edilen "Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi" Kanun tasarısının 29 Kasım 2011’de yasalaşmasıyla, sözleşmeyi parlamentosunda onaylayan ilk ülke Türkiye oldu.
Sözleşme, “kadına yönelik şiddet”, “aile içi şiddet”, “kadına yönelik toplumsal cinsiyete dayalı şiddet”, “kadın” kavramlarını tanımlıyor. Uluslararası alanda kadına yönelik ve aile içi şiddetle ilgili ilk bağlayıcı belge olma özelliğini taşıyan sözleşme şu yükümlülükleri getiriyor: İmzacı ülkeler, düzenli aralıklarla her türlü şiddet eylemi hakkında istatistikî veri toplayacak, şiddet biçiminin yaygınlığını ve eğilimlerini değerlendirmek üzere anketler yapacak, şiddeti önlemek için gerekli yasal önlemleri alacak. Kadın erkek eşitliği, kalıplaştırılmamış toplumsal cinsiyet rolleri, kadına yönelik toplumsal cinsiyete dayalı şiddet ve kişisel bütünlük hakkı gibi konulara ilişkin öğretim malzemeleri, resmi müfredat içerisine ve eğitimin her seviyesinde eklenmesi için gerekli adımlar atılacak. Cinsel suç faillerinin tekrar suç işlemesini engelleyen tedavi programlarını oluşturulması için önlem alınacak. Şiddet mağdurlarına, yasal ve psikolojik danışmanlık, mali yardım, konut, eğitim, öğretim ve iş bulma desteği sağlanacak. Zorla gerçekleştirilen evlilikler, psikolojik şiddet, taciz, fiziksel şiddet, tecavüz dâhil olmak üzere cinsel şiddet, zorla kürtaj ve kısırlaştırma, kadın sünneti, sözde namus adına işlenen suçların cezalandırılmasına yönelik gerekli hukuki ve diğer önlemler alınacak. Devlet kurumları ve görevlileri kadına karşı şiddet uygulanmamasını sağlaması, kadına karşı ve aile içi şiddetin önlenmesi, cezalandırılması, ulusal düzeyde veri toplanması ve eşgüdümden sorumlu bir resmi kurumun tespit edilmesine yönelik düzenlemeler yapılacak. Sözleşmenin uygulanmasını izlemek üzere bir uluslararası izleme mekanizması (Kadına Karşı Şiddet ve Aile İçi Şiddetle Mücadele Uzmanlar Grubu-GREVIO) oluşturulacak, ulusal düzeyde toplanan veriler bu mekanizma ile paylaşılacak.
Kadına karşı şiddeti önleme sözleşmesiyle ülkemizde kadına yönelik şiddetin
önlenmesi mümkün mü?
Avusturya, Almanya, Yunanistan, İzlanda, Karadağ, Portekiz, Finlandiya, Fransa, İspanya, İsveç, Slovakya ve Lüksemburg’da kadına yönelik şiddet olayları ülkemizden farklı olarak bu ülkelerde yıllardır“Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi” CEDAW yasası uygulanmaktadır. Bu sayede kadın-erkek eşitliğine dayanan bir toplum yapısına sahipler. Bu ülkelerdeki kadına şiddet olaylarının nedeni erkeklerin üstün cins olması değil, bu kavgada kadınlar erkekler kadar güçlü kuvvetli olmadığından şiddet mağduru olmaktadırlar. Şiddet mağdurları sadece tekme tokatla hırpalanmak değil ayrıca her türlü küçük düşürücü harekettir. Avrupa ülkelerinde erkeklerin kadını kurşunladığı, bıçakladığı, öldürdüğü nadir olan olaylardır. Bu nedenle İstanbul Sözleşmesi’ni yasalaştırıp uygulayarak kadına yönelik şiddeti büyük ölçüde engelleyebilir.
Ülkemizde durum diğer Avrupa ülkelerinden çok farklıdır. Türkiye, “Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi” başlıklı sözleşmeyi yasalaştırdığı halde, 1985 yılından beri uygulamayan nadir ülkelerden biridir. Toplumumuzda kadın-erkek eşitliği yok denecek kadar azdır. Ülkemizde kadına yönelik şiddet konusunda sayısız araştırma yapılmıştır. Bu araştırmalara göre kadına yönelik şiddet, toplumun erkek egemen yapısından kaynaklanmaktadır. Erkeğin yasalardan ve ataerkil geleneklerden kaynaklanan üstün konumu, kadının erkeğe hizmet etmesi, erkeğin dediğini ve istediğini yapmasını doğal gören bir toplum düzeni yaratmıştır. Bu nedenle yasal ve duygusal haklarını kullanmak isteyen kadına kocası şiddet uygulamakta, yaralamakta hatta öldürmektedir. İşyerlerinde çalışan kadına erkekler, cinsel ve psikolojik şiddet uygulama yoluna gitmektedir.
Kadın-erkek eşitliği sağlanmadan alınan önemler, çıkarılan yasaların sorunu çözmekten uzak olması bir yana caydırıcılığı da düşüktür. Aile içi şiddete karşı çıkarılan 4320 sayılı kanun ilk kez 14 Ocak 1998’de kabul edildi. Günümüze gelinceye kadar bu yasa üzerinde reformlar ile çalışmalar yapıldı. Bu çalışmalar sonucunda uygulamalarda değişiklikler oldu. Fakat kadına yönelik şiddet azalması bir yana her geçen yıl hızlı bir şekilde arttı. Avrupa Konseyi bağlamında çıkarılan 4320 sayılı yasa bir şansa sahip sayılabilir. Ama kadın-erkek eşitliği olmayan bir ortamda, kadınlara yönelik şiddeti önlemeyi amaçlayan yasaların başarılı olma şansı düşündürücüdür.
Kodlama | www.nuans.com.tr
© 2011 Siyaset Dergisi