• Sayı: Ağustos 2011

Kıbrıs’ta Çözüm Arayışlarında Her Zaman Onurlu, Eşit Koşullardan ve Egemen Eşitlikten Yana Olan, Kıbrıs Türk Halkının Haklarının Daimi Savunucusu, Ulusalcı, KKTC Başbakanı Dr. Derviş EROĞLU

Siyaset: Kasım 2008 tarihine kadar UBP Genel Başkanlığı görevini almadan bir parlamenter olarak siyasi yaşamınıza devam ettiniz ve kamuoyuna verdiğiniz görüntü, yeniden aday olmayacağınızın kesin kararlılığı idi. Nitekim siz Genel Başkanlıktan ayrıldıktan sonra iki genç politikacı, bugünkü ve eski Dışişleri Bakanlarınız, UBP Genel Başkanı olarak görev yaptılar. Ancak Kasım 2008 Kurultayı’nda yeniden aday oldunuz ve bir fırtına gibi erken seçimlere hazırlanarak % 45 gibi bir oy oranıyla olağanüstü bir zafer kazandınız ve UBP’yi tek başına iktidara taşıdınız. Öncelikle KKTC’nin oldukça zor ekonomik koşullarda bulunduğu bir durumda ateşten gömleği giymeye kimsenin kolayca tercih edemeyeceği bir dönemde sizi tekrar Genel Başkan adayı olmaya iten nedenler ve karar değiştirmenizde etkili olan faktörler nelerdi?

 

 

EROĞLU: Kasım 2008  Kurultayında yeniden  aday olmamın  başlıca  nedeni    CTP- ÖRP Hükümetinin başarısız yönetimi sonucu ülkenin içine düştüğü  kötü yönetim  ve ekonomik çıkmazdır.  Yedi kez hükümet kurarak Başbakanlık görevini üstlenen ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin her yönden gelişip çağdaş ülkeler arasında hak ettiği yeri alması için gece gündüz uğraş veren birisi olarak ülkenin içinde bulunduğu kötü durum,  herkes gibi beni de çok derinden üzmekteydi.    Gerek parti tabanımızdan gerekse de toplumun çeşitli kesimlerinden gelen talepler doğrultusunda son bir kez daha partimi iktidara taşımak ve geçmiş tecrübe ve deneyimlerimizle KKTC’yi layık olduğu yere getirmek hedefiyle yola çıktım. Sizin de söylediğiniz gibi %45 gibi güçlü bir halk desteğiyle iktidara geldik ama zor bir görev devraldım. Genel Başkanlık yarışında ve sonrasında halkımıza ilk sözümüz  iktidar olmaktı;  ilk sözümüzü tutmanın verdiği gurur ve heyecanla  artık tüm  enerjimizi   halkımızın refah ve  güvenliğini sağlamaya,  devletimizi yaşatıp yüceltmeye yoğunlaştırdık.

Siyaset: Sizin geçmiş başarılarınızın ve deneyimlerinizin bilincinde olan rakipleriniz, 19 Nisan seçimlerine beş kala sözde “ergenekon” temelli iddialar ileri sürdüler. Kıbrıs Türk halkı size verdiği oylarıyla bu iddialara gereken en kesin ve net cevabı verdi. Bununla birlikte son günlerde muhalefet kesimleri benzer iddiaları ileri sürmeye başladılar. Bu durumu neye bağlıyorsunuz?

EROĞLU: Siyasette bu tür davranışların altında yatan çaresizliktir. Çaresiz kalanlar son çare olarak böyle yollara başvurur. Kıbrıs Türk halkı artık “çamur at izi kalsın” politikalarına prim vermemektedir. Ben muhalefetteki arkadaşlarımızın da enerjilerini daha verimli işlere yönlendirmelerini  ve  varsa  yapıcı eleştirilerini  kişilere  ve varsayımlara değil ülke adına gerçekleştirdiğimiz icraatlara odaklamalarını tavsiye ediyorum.

 

Siyaset: KKTC ile GKRY arasındaki sınırların ilk kez açılması sizin Başbakanlığınız döneminde 23 Nisan 2003 tarihinde olmuştu. Başlangıçta ortaya koyduğunuz geçiş koşulları KKTC’nin egemenlik haklarını dikkate alan ve esneklik öngörmeyen bir nitelikte idi. Rum tarafı her fırsatta koyduğunuz ilkeleri, düzenleme ve kuralları erozyona uğratarak egemenliğini fiilen KKTC’ye de yayma girişimlerini sürdürdü. Ancak yeni göreve gelen hükümetler uygulamada bazı esneklikler gösterdiler. Rumlar, son Güzelyurt ayini sırasında varılan mutabakatın dışında hareket etmek istediler, kimlik ve giriş işlemlerini yapmadan ellerini kollarını sallayarak KKTC sınırlarını tanımadan geçiş yapmak girişiminde bulundular ve bilinçli bir şekilde sorun yarattılar. Uzlaşmadan yana olmayan Rum tarafı sözde bunu gerekçe göstererek 3 Eylül 2009 tarihinde başlayacak görüşmeleri ertelediler. Bu gelişmeleri nasıl değerlendiriyorsunuz? Rum tarafı ile egemen eşitlik ve iki devletli, Kıbrıs’taki gerçekler temelinde sürdürülebilir bir anlaşma yapılabilir mi?

EROĞLU: Maalesef Rum tarafı Kıbrıs Türk tarafını siyasi eşit ortağı olarak görmeme ve silah zoruyla gasp etmiş olduğu Kıbrıs Cumhuriyeti’ndeki makamları yeni bir ortaklık devletinde bizimle paylaşmama  konusundaki   uzlaşmaz tutumuna devam etmektedir. Devam eden görüşme sürecinde  ortaya çıkan,  esasa ilişkin  konularda  taraflar arasındaki büyük görüş ayrılıkları, bu tespitimizdeki haklılığımızı ortaya koymuştur. Bu çerçeveden  baktığımızda Rum liderliği Kıbrıs’taki gerçekleri  inkar edip   çarpıtmaya devam ettiği ve uluslararası toplum da  bu propagandaya  destek verdiği müddetçe bir anlaşma  olası gözükmemektedir. Ayrıca yapılacak bir anlaşmanın kalıcı olabilmesi için tarafları mümkün mertebe tatmin etmesi gerekir. Yalnızca bir tarafın isteklerini dikkate alan ve diğer tarafın beklentilerini tamamen gözardı eden bir anlaşma elbette yapılsa bile uzun ömürlü olmaz. 

 

Siyaset: Müzakereler sürecinde uzlaşılamayan temel konulardan birinin mülkiyet ve toprak konusu olduğu anlaşılıyor. Rum basınından sızan haberlere göre Rum tarafı, tüm eski mülklerin iadesi yanında Karpaz, Güzelyurt, Gazimağusa’yı, hatta Lefkoşa’nın belli bir bölümünü de istiyor. Rum tarafının sadece bu görüşünün bile 1974 öncesine dönüş anlamına geldiğini değerlendiriyoruz. Sizin bu konudaki görüşlerinizi alabilir miyiz? Hükümetinizin toprak ve mülkiyet konusundaki kriterleri nelerdir?

EROĞLU: Hristofyas’ın kabul edilemez talepleri doğrultusunda bir çözüme ulaşılması günden güne daha da zorlaşmaktadır. Rum liderliğinin isteklerine boyun eğecek olsak KKTC’nin tamamını vermemiz,  bize sundukları bir takım azınlık haklarını ise hemen kabul etmemiz gerekir. Kıbrıs Türk halkı bugünlere kolay gelmedi.  Sürdürülen varoluş mücadelesini başarıyla sonuçlandırmak için canından, kanından ve malından oldu.  Fakat, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin uluslararası kamuoyu üzerinde çok kapsamlı olarak yürüttükleri propaganda sonucu  Kuzey’deki Rum malları  hemen hemen her gün uluslararası mahkemelerde tartışılmakta, Kıbrıslı Türklerin Güneyde bırakmış oldukları  taşınmaz mallar  ve dahası vakıf malları ise  yok sayılmaktadır.  Rum hükümeti çeşitli mazeretler öne  sürerek Güneydeki birçok  Türk malına el koymuş, tanınmış bir hükümet olmanın verdiği  avantajlarla  gerçekleri kamuoyundan gizlemiştir. Dolayısıyla toprak ve mülkiyet  konuları ancak ve de ancak kapsamlı bir antlaşma çerçevesinde ve adadaki gerçekler ışığında çözümlenecektir. Hükümetimiz KKTC  topraklarının ve Kıbrıs Türk halkının mülkiyet hakkının her zaman  olduğu gibi sonuna dek savunucusu olacaktır.

Siyaset: Rum tarafı, “yerleşikler” dediği Türkiye’den gelen ve KKTC vatandaşı olan insanlarımızın mümkün olduğu kadar çoğunun geri Türkiye’ye gönderilmesini istiyor. Bu konudaki görüşlerinizi ve değerlendirmelerinizi okuyucularımızla paylaşır mısınız?

EROĞLU: Türkiyeden gelip çeşitli zorluklara gögüs gererek vatandaşımız olan  insanlarımızın  olası bir çözüm  neticesinde   Kıbrıs Türk halkından farklı bir muameleye  tabi tutulması kabul edilemez.  Bu insanlarımızın birçoğu Türkiye’de işlerini, evlerini, sevdiklerini bırakarak buraya gelmiş  çocuklarını burada  büyütmüş ve burayı vatan bilmiştir. Hükümetlerimiz tamamen yasalar çerçevesinde bu kişilere vatandaşlık vermiş ve onların kendilerini evlerinde hissetmeleri için elinden geleni yapmıştır.  Annan Planı’nda dahi Türkiye’den buraya gelip yerleşmiş ve yasal yollardan vatandaşlık elde eden insanlarımızın bir anlaşma sonrasında adada kalacağı teyit edilmiştir. Dolayısıyla böyle birşey mümkün değildir.

 

Siyaset: Türkiye ile KKTC arasında “Anavatan–Yavruvatan” anlayışı ve dayanışması temelinde çok özel bir ilişki vardır. Bundan önceki yıllarda süren uzun iktidar dönemlerinizde sizin özel çabanız ve Anavatana bağlılığınız nedeniyle Türkiye ile KKTC arasında ilişkiler derinleşerek gelişmiştir. Başbakan görevini aldıktan kısa bir süre sonra ilk yurt dışı ziyaretinizi Türkiye’ye yaptınız ve üst düzeyde resmi olarak karşılandınız; çok sıcak ve yararlı temaslar yaptınız. Yeni iktidar döneminizde Türkiye ile KKTC ilişkilerini nasıl değerlendiriyorsunuz? Erdoğan hükümeti ile ilişkileriniz nasıldır?

EROĞLU: Başbakan olduğum tüm dönemlerde, Türkiye Cumhuriyeti hükümetleri ile ilişkilerimizi derinleştirmeyi, mevcut işbirliğini artırmayı hep ilk hedefim olarak gördüm. Anavatan Türkiye, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin sırtını güvenerek dayayacağı, problemlerini tartışarak çözüm yolları arayacağı ve hepsinin ötesinde varlığından  güven duyacağı tek ülkedir. Bu nedenledir ki  Türkiye Cumhuriyeti hükümeti her zaman ve her koşulda devletimize  destek olmakta  bizi  yalnız bırakmamaktadır.  Bu çerçevede Hükümetimizin iktidara gelip, gerekli hazırlık ve projeleri yaptıktan sonra Ankara’ya gerçekleştirmiş olduğu  ziyarette  bize karşı çok büyük bir  anlayış, hüsnü kabul ve  iyi niyet gördük,  bir kez daha Anavatan’ımızın her koşulda yanımızda olmasından gurur duyduk, şükran duyduk.

 

Siyaset: KKTC’ye uluslararası düzeyde ekonomik, ticari, sosyal, sportif ve kültürel her alanda insanlık dışı ambargolar uygulanmaktadır. Mevcut koşullarlarda KKTC’nin ihtiyaç duyduğu katkı ve destekler Anavatan Türkiye’den yapılmaktadır. KKTC’nin ekonomik gelişmesi ve mevcut ağır mali ve finansman sorunlarının aşılması için Türkiye Hükümetinden beklentileriniz nelerdir? Bu alanda bugüne kadar gerçekleşen gelişmeler nelerdir?

 

EROĞLU: Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti her zaman olduğu gibi Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne her konuda maddi ve manevi  destek olmaktadır. Özellikle sizin de bahsetmiş olduğunuz haksız ambargoları ve izolasyonu sona erdirmek amacıyla yürüttüğümüz tüm çalışmalarda Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’nin sonsuz desteği bize güç vermiştir. Sesimizi duyuramadığımız platformlarda hakkımızı Anavatan yetkilileri savunmuş,  Rum girişimlerinin birçoğunu sonuçsuz bırakmıştır.

UBP hükümeti olarak Hükümetimiz  iktidara gelmiş olduğu günden itibaren Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti yetkilileri ile en üst düzeyde gerçekleştirdiği görüşmeler sonucunda  Türkiye ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti arasındaki ekonomik ilişkilerin imzalanacak kapsamlı ekonomik protokoller çerçevesinde daha da derinleştirileceğini  ve Kıbrıs sorununa kalıcı bir çözüm bulunması yolunda sürdürülen müzakerelerin iyi niyetle desteklenmeye  devam edileceğini teyit etmiştir. Bu çerçevede halen çalışmalarımızı sürdürmekteyiz. Her koşulda Anavatan’ı yanımızda görmekten kıvanç duymakta ve en kötü şartlar altında bile yanımızda olacaklarını bildiğimiz için geleceğe güvenle bakmaktayız. Ancak bu gerçek bizim üzerimize düşeni yapmaktan kaçınacağımız anlamına gelmiyor. Elbette alınması gereken tedbirler alınacaktır ve alınmaktadır.

 

Siyaset: KKTC’de yaşanan ekonomik ve mali sorunlar ve mevcut gerçekler, geçmiş hükümetten son derece olumsuz koşulları devraldığınızı açık bir şekilde göstermektedir. Açıklamalarınızdan anlaşıldığı üzere zor ekonomik koşulların aşılabilmesi ve yeniden ekonomik gelişmenin başlatılabilmesi için yapısal önlemler ve düzenl emeler başta olmak üzere ciddi önlemlerin alınması kaçınılmaz görülmektedir. Bu amaçla almayı düşündüğünüz önlemeler ve yapmayı tasarladığınız açılımlar nelerdir? Ekonomik, mali ve sosyal alanlardaki hedefleriniz hakkında bilgi verir misiniz?

EROĞLU: Hükümete gelir gelmez seçim  programımızda söz vermiş olduğumuz Ekonomik  Koordinasyon  Kurulunu  ivedilikle oluşturduk. Kurul yukarıda bahsettiğiniz ekonomik konulara çözüm üretmek maksadıyla çok yoğun çalışmaktadır.

Hükümeti devraldıktan sonra yaptığımız inceleme sonucunda gördük ki bütçe açığı aslında tahmin edilenden çok daha fazladır ve durum gerçekten vahimdir. Maalesef bütçe tükenmiş birçok kaynağın içi boşaltılmıştır. Geçmiş hükümetin şaibeli icraatları sonucu 2009 yılı mali bütçesinde 205 milyon TL’lik bir bütçe açığı öngörülmüş ve Hükümetimiz Mayıs Ayı sonu itibarıyla Devleti özel sektöre 100 milyon TL borçlu devralmıştır. Dolayısıyla süratle tedbir alınması şarttır. Bu çerçevede, Anavatan Türkiye Başbakanı  ve Kıbrıs İşlerinden Sorumlu Devlet Bakanı ve  Başbakan Yardımcısı  ile bizzat yaptığım  görüşmeler sonucu dört ayda tüketilen  bir yıllık bütçenin  açıklarının  bir kısmının giderilmesi ve ekonomimize kaynak  sağlanması için  önemli adımlar attık. Bu çerçevede iç kaynakların etkin bir şekilde kullanılması, kamuda israfın önüne geçilmesi, piyasanın canlandırılması için faizlerin düşürülmesi ve esnaf ve tüccara kaynak temini için gereken birçok tedbir alındı. Güney’e kayan ticaretin yeniden Kuzeye dönmesi için piyasayı ucuzlatacak tedbirler alındı.

 

Siyaset: Hükümetiniz ekonominin düzlüğe çıkartılması ve bozulan ekonomik ve sosyal dengelerin yeniden kurulması için yoğun bir çaba içinde iken bazı sendikalar bir dizi eylem ve grevleri başlattı. Bu sendikal girişimlerin siyasi boyut taşıdığı ve doğrudan hükümetinizi zayıflatma amacına dönük olduğu anlaşılmaktadır. Son haftalarda belli bir program dahilinde uygulandığı izlenimi veren sendikal eylemleri nasıl değerlendiriyorsunuz? 

EROĞLU: Hükümetimiz insanlarımızın ekonomik ve sosyal   durumunu iyileştirecek, varsa yapılan yanlışlıklara dikkat çekecek  ve  toplumsal refah düzeyimizi yükseltecek hiçbir eylemin karşısında değildir. Her zaman belirttiğim gibi hak aramak doğaldır. Yeter ki hak arama kisvesi altında siyasi mülahazalarla hareket edilmesin. Bu günün ekonomik koşullarında alınacak tedbirlerin başarıya ulaşması için toplumun tüm kesimlerinden anlayış ve duyarlılık beklemekteyiz. Benim halkımıza olan güvenim sonsuzdur.  İnsanlarımızın altında başka başka nedenler yatan eylemlere prim vereceğini veya alet olacağına ihtimal vermiyorum. 100 günün sonunda açıklamış olduğumuz icraatlarımız halkımızdan kabul görmüş ve takdir almıştır dolayısıyla halkımızın tam desteğiyle yolumuza güçlü bir şekilde devam edeceğiz.

 

Siyaset: KKTC ve hükümetinizin bu sorunlarla uğraştığı bir zamanda dış politikada alanında olumlu değerlendirilebilecek gelişmeler de olmaktadır. Kısa bir süre önce Başbakanlıkta Almanya’nın Bavyera Eski Başbakanı Günther Beckstein’i kabul ettiniz ve Kıbrıs konusunu görüştünüz. Beckstein’ne Kıbrıs sorunuyla ilgili bilgiler verdiniz ve Kıbrıs’ta iki ayrı devlet bulunduğunu ve bu iki devletin anlaşma arayışı içinde olduğunu açıkladınız. Buna nasıl bir tepki aldınız ve bu tür ziyaretleri KKTC varlığı açısından nasıl değerlendiriyorsunuz?

EROĞLU: Çok olumlu tepkiler aldım, çünkü bu tür ziyaretler haklı politikamızı dünyaya duyurma ve Rum Liderliğinin yaymakta olduğu yalana dayalı propagandayı zayıflatma açısından hayati önemdedir.  Biz bir taraftan içte ekonomik sorunlarla savaşırken, dış politikada Kıbrıs’taki gerçekleri anlatma ve mevcut izolasyonu hafifletme yönünde yürüttüğümüz mücadelemizde hiçbir taviz vermedik.  Çünkü devletimizin sadece ekonomik yönden değil, siyasi olarak da güçlenip kabul görmesi bir antlaşma ihtimalini de güçlendirmektedir.  Devam eden görüşme sürecinde tarafların pozisyonlarının uluslararası kamuoyuna anlatılması çözüm isteyen veya istemeyen tarafın ortaya çıkması hayati önemdedir. Çünkü her ne kadar Kıbrıs konusu ada’daki iki halk tarafından çözülecek olsa da uluslararası aktörlerin taraflar üzerinde oynadıkları rol çok önemlidir.  Kanımca Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin bir anlaşma için yapıcı bir çaba harcaması ve iyi niyetle müzakere masasına oturması için ciddi bir uluslararası motivasyona ihtiyacı vardır. Aksi takdirde tanınmış bir AB ülkesi olmanın avantajlarını bizimle paylaşmaya hiç niyeti olmayacaktır.

 

Siyaset: KKTC’nin son derece kritik ve hassas bir sürece girdiği görülmektedir. Özellikle Cumhurbaşkanı Talat ile GKRY Başkanı Hristofyas arasında sürdürülen müzakerelerde kritik bir noktaya gelindiği ve Rum tarafının uzlaşmazlığının giderek katılaşacağının mesajları veriliyor. Bu kritik ve KKTC’nin geleceğiyle yakından ilgili sürecin nasıl aşılacağını düşünüyorsunuz?

EROĞLU: Kuşkusuz, Ada’da bir anlaşmaya sadece Kıbrıs Türk tarafının çabaları ve iyi niyetiyle ulaşmak mümkün değildir.  Biz kapsamlı çözümün temel taşlarını oluşturan, iki halkın siyasi eşitliğine, sulandırılmamış iki kesimliliğe, kurucu devletlerin eşit statüsüne ve Türkiye’nin etkin ve fiili garantisine dayalı yeni bir ortaklık kurulması hedefimize kararlılıkla sahip çıkmaktayız. Aynı şekilde GKRY liderliğinin yerleşmiş BM parametrelerine saygı göstererek, ciddiyetle ve sorumluluk bilinciyle samimi bir çaba içine girmesi gerekmektedir.  Ancak sizin de söylediğiniz gibi,  Güney Kıbrıs Rum Yönetimi liderliği, Kıbrıs konusunda, çözümsüzlüğün sorumluluğunu üzerinden atmak amacıyla yürüttüğü kampanyayı son dönemde yoğunlaştırmıştır. 

Bu çıkmazı aşmanın tek yolu,  Kıbrıs’ta etkili olan dış faktörlerin kalıcı bir antlaşma için gerçek anlamda çaba sarf etmesidir. Anavatan Türkiye hemen hemen her fırsatta Kıbrıs’ta kapsamlı bir antlaşmaya ulaşılması için verdiği desteği yenilemekte, çabalarını bu yönde yoğunlaştırmaktadır. Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliği’nin de bu yönde sürdürdüğü çabayı takdirle izlemekteyiz. Hepinizin de bildiği gibi başta AB olmak üzere çeşitli ülke yetkilileri 2004 Referandumu sonrası KKTC üzerindeki izolasyonun kaldırılacağını taahhüt etmişti ve biz bu taahhüdün hala daha yerine getirilmesini bekliyoruz. İzolasyonun kaldırılması Kıbrıs Türk halkını yalnız ekonomik açıdan rahatlatmakla kalmayacak, siyasi olarak da haklı pozisyonumuza destek verecektir. Bir anlamda Kıbrıs Rum tarafına da Kıbrıs sorununun çözümü konusunda harekete geçmesi gerektiği konusunda uyarıcı bir mesaj olacaktır.

Siyaset: Kıbrıs meselesinin ve KKTC’nin geleceğini nasıl görüyorsunuz? KKTC halkına ve Türk kamuoyuna bu konuda hangi mesajları vermek istersiniz?

EROĞLU: Kıbrıs konusunda sürdürülen müzakerelerin birinci aşaması tarafların ana konularda pozisyonlarını ortaya koymasıyla tamamlandı. Esasa ilişkin konularda taraflar arasında büyük görüş ayrılıkları mevcuttur. Rumlar 1963’te gasp ettikleri Kıbrıs Cumhuriyeti unvanından ve AB’ye tam üye olmanın getirdiği avantajdan faydalanarak, baskı ve şantajla elde edebileceğinin en fazlasını elde etme gayreti içerisindedirler.

İkinci aşamaya geçmemize rağmen Rum tarafının katı tutumunda pozitif bir değişiklik gözlemlemiş değiliz. Bu şartlar altında müzakerelerin geleceğinden umutlu olmak çok da gerçekçi bir yaklaşım olmayacaktır. Dolayısıyla halkımıza ve Türk kamuoyuna vereceğim mesaj tek bir yumruk halinde  devletimize; Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne  sonuna kadar sahip çıkmalarıdır.  Hükümetimizin en önemli hedefi de Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni layık olduğu çağdaş ve gelişmiş ülkeler arasındaki yere çıkarmaktır. İçte huzur ve güvenin sağlanması için üzerimize düşen herşeyi halkımızın menfaatleri doğrultusunda yapmaya devam edeceğiz.  Eminim inançla ve birlik ve beraberlik ruhu içerisinde hareket ettiğimiz müddetçe ne ekonomik sorunlar, ne de Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin baskı ve şantajları bizi  yolumuzdan geri çeviremez.

 

Siyaset: Sizin ayrıca eklemek istediğiniz hususlar var mı?

EROĞLU: Anavatan Türkiye Hükümeti yetkililerine ve Türk milletine Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ndeki kardeşlerine göstermiş oldukları sıcak ilgi ve destek adına sonsuz teşekkür ve şükranlarımı sunmak istiyorum.