Aydınlanmanın beşiği, özgür düşüncenin ülkesi Fransa’nın ulusal meclisinde bir utanç günü yaşandı. Noel tatiline girmeye hazırlanan meclisin son oturum gününde iktidardaki Halk Hareketi Birliği (UMP) Marsilya milletvekili Valerie Boyer tarafından meclise sunulan kamuoyunda “soykırımı inkâr yasası” olarak bilinen ve 1915 olaylarıyla ilgili Ermeni iddialarının reddedilmesini suç sayan yasa teklifi, Fransız Ulusal Meclisi’nde kabul edildi.
Tasarının adı soykırımı inkâr yasası olsa da yasanın asıl konusu, “Fransa parlamentosu tarafından 2001 yılında resmen tanınan Ermeni soykırımını inkâr edenler 1 yıl hapis ve 45 bin Euro para cezasıyla cezalandırılır” ifadesidir. Fransız vekillerin yüzde 10’nun bile meclise gelmediği oylamada Başbakan Fillon ve Dışişleri Bakanı Juppe’nin “Aptal Yasa” dediği soykırımı inkâr tasarısı, Ermeni oyları uğruna 38 vekilin el kaldırmasıyla kabul edildi. Meclisten geçen yasa tasarısı, senatoya gönderilecek tasarı senatoya geldiğinde “değişiklik önergesi verilmeden” geçerse yasalaşabilecek. Değişiklik önergesi verilirse yeniden ulusal mecliste ele alınacak ve Parlamento, yasayı görüştüğü 22 Aralık 2011’den, 9 Ocak 2012’ye kadar sürecek Noel tatiline girecek. Bu tarihte parlamentodan geçen yasa senatoya sevk edilecek. Cumhurbaşkanlığı seçimleri nedeniyle her iki meclis de 22 Şubat’ta yeniden tatile gireceği için yasa bu tarihe kadar yetişmezse kadük (geçersiz) olacak.
Valerie Boyer yasayı savundu
Fransa Meclisindeki kritik oturumda ilk söz hakkını yasa teklifini kaleme alan iktidar partisi Halk Hareketi Birliği (UMP) milletvekili Valerie Boyer alarak, “Burada amacımız ilişkileri bozmak değil, Fransa vatandaşlarının korunması. Sizi bu tasarıya destek vermeye çağırıyorum, sevgili meslektaşlarım” diye konuştu. Fransız vekil, “Bazı ülkeler 1915 olaylarını inkar ederek suç işlediler. Cezasız kaldılar. 1914 yılındaki Ermenilerin üçte ikisi ya tehcir edildi ya da katledildi. Sizden destek bekliyorum” ifadesini kullandı. Valerie Boyer’in konuşması bir anlamda itiraf gibiydi. “Bu yasanın arkasında Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy vardır” dedi. Sarkozy’nin Erivan’a yaptığı ziyaret sırasında verdiği sözün gereği olarak bu yasanın meclis gündemine geldiğini söyledi. Böylece Sarkozy’nin 2012 seçimleri öncesinde Ermeni asıllı 500 bin Fransız seçmene hoş görünmek için bu yasayı hazırlattığını bir anlamda itiraf etmiş oldu.
Boyer konuşmasının devamında, Türkiye’nin tehdit diplomasisi yürüttüğünü söyledi ve “Fransız şirketlerinin patronlarına ve işadamlarına sesleniyorum. Türkiye’nin tehditlerine boyun eğmeyin. Boykot uygulayamazlar. Dünya Ticaret Örgütü ve Avrupa Birliği yasalarına uymak zorundalar” dedi. Fransa’nın Avrupa İşleri’nden sorumlu Bakanı Jean-Christophe Lagarde de yaptığı konuşmada, “Fransa meclisinde alınacak kararlar Türkiye tarafından dikte ettirilemez. Türkiye’nin tehditleri boş laf” ifadesini kullandı. Sosyalist Parti ve Komünist Parti milletvekillerinin çoğunluğu, tartışmalı yasa teklifini “prensip olarak” desteklemeyeceklerini açıklarken, tasarıya Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy’nin iktidar partisi UMP içinden de tepkiler oldu. Fransa hükümeti adına parlamento ile ilişkilerden sorumlu bakan Patrick Ollier konuşmasında yasa teklifine karşı çıkmadı ve oylama sonucunu milletvekillerinin iradesine bıraktı.
Soykırım inkâr yasası tek tek oylandı
17 milletvekilinin söz aldığı oturumda, konuşma yapan vekillerden Fransa-Türk Parlamenter Dostluk Grubu Başkanı Michel Diefenbacher ve merkez sağın cumhurbaşkanı adayı Francois Bayrou, tasarı aleyhinde görüş bildirdi. Bayrou, “Evet Ruanda'da, Kamboçya'da, Vendee'de katliam oldu. Bunlar da mı gelecek? Bence tehlikeli bir olaya giriyorsunuz” diye konuştu. Yasa teklifinin tartışıldığı sırada, Fransız parlamentosunda inanılması güç bir çifte standart örneği yaşandı. Fransız MPF partisinin sözcüsü Dominique Souchet, oturumdaki konuşmasında, 1793-1794 yıllarında Fransa topraklarında yaşanan Vendée katliamının da tanınmasını umduğunu dile getirdi. Souchet, “Vendee Soykırımı”nın inkârında ısrar edilmesinin kötü sonuçlar doğuracağını belirtti. UMP vekili Isère Jacques Remiller ise tasarıya eklenmesi için teklif ettiği “Fransa Cumhuriyeti, 1793-1794 Vendée soykırımını tanır” maddesini, Bakan Ollier'nin itirazı üzerine geri çekti. “Vendee isyanı” olarak anılan olay, Fransız İhtilali sonrasında, Vendee bölgesinde meydana geldi. İhtilal ile kurulan hükümet, çıkarılan bir yasaya dayanarak o bölge halkını katletti. Souchet, sözde 'Ermeni Soykırımı’nın inkârının cezalandırılmasını öngören tasarı sonuna kadar savunulurken, Vendee'nin acı geçmişinin kabul edilmemesini eleştirdi. Yapılan konuşmaların ardından değişiklik önergelerinin görüşülüp oylanmasına geçildi. Değişiklik önergeleri içinde yer alan ve “ifade özgürlüğünün ihlal edildiği” gerekçesiyle, yasa teklifinin, “Fransız kanunları tarafından tanınan soykırımların inkârının cezalandırılmasını” öngören birinci maddesinin iptal edilmesine ilişkin sunulan değişiklik önergesi kabul edilmedi. Böylece tasarının birinci maddesi geçti. Ardından ikinci madde de oylandı. Yasa teklifinin tüm maddelerinin tek tek oylanmasından sonra tasarı genel oylamaya sunuldu. “Yasalarca kabul edilmiş soykırımların inkârını” yasaklayan ve bu suçu işleyenlerin 1 yıl hapis ve 45 bin Euro’ya kadar para cezasına çarptırılmasını öngören yasa tasarısı için genel kurulda salt çoğunluk arandı.
Tasarı için 10 değişiklik önergesi verilirken, bunlardan biri tarihçilerin ve akademisyenlerin yasa kapsamının dışında bırakılması yönündeydi. Hükümetin girişimleriyle bu önerge dahi geri çekildi. Diğer tüm değişiklik önergeleri reddedilince oylamaya geçildi. Salonda Fransa meclisini oluşturan 577 vekilden sadece 10’da biri vardı. 55 vekilin büyük çoğunluğu ellerini “Evet” oyu için kaldırdı. “Hayır” diyenler ve çekimserlerin sayısı ise 6’da kaldı. Kabul edilen tasarı, seyirci sıralarında oturan Ermeniler tarafından alkışlarla karşılandı. Oylama süresince Meclis binası önünde çok sayıda Türk gösteri yaptı. Meclisteki oylamadan sonra da konuşan yasa teklifinin sahibi Boyer, “Türklerin meclis binasının önünde gösteri yapıp bize ne yapılacağını dayatmaları kabul edilemez” dedi.
Fransa meclisi, 1915 olaylarıyla ilgili Ermeni iddialarının inkârının suç sayılmasını öngören bir yasa teklifini 2006 yılında onaylamıştı. Ancak Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy, bu teklifin Senato’ya gelmesini engellediği için teklif yasalaşmamıştı. Fransa, sözde “Ermeni Soykırımı”nı 2001 yılında resmen kabul etmişti.
İnkâr Yasasının ne gibi yaptırımları var
Fransa Ulusal Meclisi’nin Anayasa Komisyonu’nda bir yıldır görüşülen tasarı ilk önce “Irkçılıkla mücadele ve Ermeni soykırımını inkâr edenlerin cezalandırılmasına ilişkin yasa tasarısı” başlığını taşıyordu ancak komisyon Türkiye’den gelecek tepkilerle adını “Yasayla kabul edilen soykırımların inkârının cezalandırılmasına ilişkin yasa” olarak değiştirilerek Yahudi soykırımını inkârına ilişkin suçları da kapsar hale getirildi. Yasa tasarısı, “Fransa’da varlığı yasayla kabul edilen Ermeni soykırımını inkâr edenlere en fazla 1 yıla kadar hapis ve 45 bin Euro’ya kadar para cezası verilmesini” öngörüyor. 2001 yılında 1915 olayları “Ermeni soykırımı” diye tanınmıştı. Soykırımı inkâr konusunda kamu davası açılamayacak ancak suçtan zarar gördüğünü ileri süren kişiler ya da dernekler dava açma yetkisine sahip olacak.
Yasaya göre, ikinci bir kişiyle konuyu tartışan her hangi bir Türk’ten, bunu bir panelde anlatan bir uzmana, konuyu araştıran bilim adamı ve tarihçilerden siyasetçilere ve bunu basın yoluyla yayan gazetecilere kadar, “Ermeni soykırımının olmadığını, hatta olması konusunda şüpheleri olduğunu” açıklayan herkes yargılanabilecek. Ancak yasanın nasıl uygulanacağı, yasa çıktıktan sonra ilgili bakanlık tarafından yayınlanacak yönetmelik ve genelgeler ile netlik kazanacak. Yasayla, 1881 tarihli Basın Yasası’na da atıfta bulunularak, inkârın basın yayın yoluyla yayınlanması da yasaklanıyor. Bu durumda medyada yer alabilecek “sözde soykırım” ifadesi Fransa’da suç teşkil edecek. Yayın kuruluşu da kanun karşısında sorumlu tutulacak ancak yargılama usulleri ve cezalar çıkarılacak yönetmeliklerle belirlenecek.
Ermenilere gerçekten soykırım yapıldı mı?
Ermenistan, tarihi gerçekleri göz ardı ederek Türkiye’yi “soykırım” yapmakla suçlamakta ve bunun uluslararası alanda tanınması için çalışmaktadır. Öyle ki bu iddia Ermenistan Bağımsızlık Bildirgesi’ne de dâhil edilmiştir. Bu iddianın dünyada gerçek bir olguymuşçasına kabul edilmesinin başarılması Ermeni dış politikasının temel hedeflerinden birini teşkil etmektedir.
24 Nisan 1915’te Ermeniler, özellikle Rusya'nın ve Fransızların kışkırtmalarıyla I. Dünya Savaşı sırasında Osmanlı güçlerine arkadan saldırmışlar, Türkleri katletmişler, birçok köy yakmışlar ve yağma etmişlerdir. Ermenilerin bu tür saldırılarının artarak yaygınlaşması, Fransa’nın işgali altındaki bölgelerde Fransız askeri üniformaları giyerek Türklere karşı katliamlara girişmesi, 1915 olaylarının kısa ve öz başlama nedeni olmuştur. Enver Paşa'nın desteklediği 27 Mayıs 1915'te çıkarılan "Tehcir Kanunu" Kanun-ı Muvakkat (geçici yasa) ile yerel mülki ve askeri yöneticilere, uygun görecekleri kişileri geçici olarak başka yere naklettirme yetkisi verildi. 30 Mayıs günü Meclis-i Vükelâ (Bakanlar Kurulu) kararıyla tehcir süresiz hale getirildi. Öldürüldüğü ileri dürülen Ermenilerin toplam sayısı gerçeklere aykırı bir şekilde çok abartılmakta, bir biriyle tutarlı olmayan sayılar ifade edilmekte, bu sayılar hiçbir dayanağı olmadan, herhangi bir belgeye dayandırılmadan yıldan yıla artırılmakta, hatta o dönemdeki Ermeni nüfusunu da aşan gerçekçi olmayan 1-1,5 milyon kişi olduğu iddiaları yaygınlaştırılmaya çalışılmaktadır. Türk Tarih Kurumu eski başkanı Yusuf Halaçoğlu'nun Osmanlı arşivlerine dayanarak elde ettiği rakamlara göre, 413.067 kişi tehcire tabi tutulmuştur. Türkiye'de yaygın olan tezlerde, tehcir sırasında ve sonrasında birçok Ermeni’nin öldüğü kabul edilmekle birlikte, ölümlerin nedeninin sistemli bir devlet politikası olmadığı, belgelere ve resmi fiili uygulamalara dayanılarak belirtilmektedir. Savaş koşulları, hastalıklar, iklim, bölgedeki çete ve aşiretlerin saldırıları, Ermenilerin zorunlu göçünü kolaylaştıracak imkânların bulunmaması ölümlerin ana nedeni olduğu; Ermenilerin isyan başlatarak birçok Müslüman Osmanlı tebaasını öldürdüğü de arşivlerdeki verilerle göre açıklanmaktadır.
Birinci Dünya Savaşı sonrası, 1919-1922 yılları arasında Osmanlı resmi görevlilerine karşı yürütülen yasal sürecin bir parçası olarak Ermeni iddiaları araştırılmıştır. Yenik Osmanlı
İmparatorluğu’na zorla kabul ettirilmiş olan Sevr Antlaşması’na göre Osmanlı Hükümeti’nin “katliamlarla” suçlanan kişileri Müttefik Kuvvetlere teslim etmesi gerekiyordu. Bunu müteakip, 144 üst düzey Osmanlı yetkilisi tutuklandı ve sınır dışı edilerek İngiltere tarafından Malta adasına sürgüne yollandı. Tutuklamalara yol açan bilgiler çoğunlukla yerel Ermeniler ve Ermeni Patrikliği tarafından sağlanmıştı. Sürgündekiler Malta’da gözaltında tutulurken, Osmanlı İmparatorluğu’nun başkenti İstanbul’da bulunan ve burada mutlak yetkiye ve güce sahip İngiliz işgal kuvvetleri de sürgündekiler hakkında suçlamada bulunmak üzere her yerde kanıt aramışlar, Amerikan belgelerine de başvurmuşlardı.
İngiliz ve Osmanlı arşivlerindeki dokümanter kanıtların incelenmesini İngilizlerce göreve atanmış bir Ermeni bilim adamı olan Haig Khazarian yürüttü. Ne var ki Osmanlı Hükümeti’nin ve Malta’ya sürülen Osmanlı görevlilerinin Ermenilerin öldürülmesi yönünde emir verdiklerini veya teşvik ettiklerini gösteren herhangi bir kanıt bulunmadı. Bunun üzerine, İngiltere Dışişleri Bakanlığı, Amerikan Hükümeti’nin mutlaka “katliamlar” zamanında derlenmiş çok sayıda dokümanter kanıta sahip olduğunu düşündü. Soruşturmaların sonucunda Ermeni iddialarını destekleyecek hiçbir kanıt bulunamadı. Malta’daki iki yıl dört ay süren tutukluluk döneminin ardından sürgün olan tüm Osmanlı yetkilileri yargılanmadan serbest bırakıldılar.
Türk Hükümeti, 10 Nisan 2005 tarihinde zamanın Ermenistan Cumhurbaşkanı Koçaryan’a gönderdiği bir mektupta Türk ve Ermeni tarihçiler ile diğer uzmanlardan oluşacak bir grubun 1915 dönemine ait gelişme ve olayları, sadece Türk ve Ermeni değil, ilgili üçüncü ülkelerde yer alan tüm arşivlerde araştırma yaparak bulguların uluslararası kamuoyuna açıklaması çağrısında bulunmuştur. Ayrıca, Türkiye Büyük Millet Meclisi de 13 Nisan 2005 tarihinde Ermeni iddiaları konusunda kabul ettiği bildiride, bu öneriyi desteklemiştir. Mektuba Ermenistan’dan resmi bir yanıt alınamamıştır. 1915 olayları kapsamındaki Ermeni “soykırımı” iddiaları konusundaki tartışmada erişilmesi önem taşıyan Ermenistan Devlet Arşivleri, araştırmacıların başvuruları konusunda selektif bir yöntem izlemektedir. Ermenistan, arşivlerinin tamamı, “tasnif işlemlerinin tamamlanmadığı” gerekçesiyle araştırmacılara açık değildir. İddialar kapsamında önemli yazışma, bilgi ve belgeleri içerdiği tahmin edilen ABD’deki “Taşnak Arşivleri” ve “Kudüs Arşivleri” gibi üçüncü ülkelerdeki Ermeni diasporasının elindeki arşivler de sınırlı erişime tabidir. 1915 olaylarının “soykırım” olarak nitelendirilmesinin mümkün olmadığını ileri süren bir akademisyenin bu arşivlerde araştırma yapması mümkün değildir.
Ağustos 2009'da bir Ermeni Haber Ajansı'nın yayınladığı Atatürk'ün ABD'li Amiral Bristol'e 7 Mart 1920'de gönderdiği telgrafta, "Kendi çıkarlarının peşinde koşanlar Anadolu'da 20 bin Ermeni’nin öldürüldüğü yalanını uydurdu." diyerek, bu olayın bir katliam olmadığını ve Ermenilerin saldırmasına yerel halkın gösterdiği direnişin doğal sonucu olduğunu belirterek bunun dünya kamuoyuna bildirilmesini istemiştir. Ayrıca Milas doğumlu olup 1910'de ABD'ye göç eden Yahudi Albert Amateau yeminli noter beyanında "Soykırım'ın tamamen yalan ve bir iftira kampanyası eseri olduğu" nu beyan etmiştir.
Türkiye’nin tepkisi çok sert oldu. Yaptırımlar yolda
Fransa’nın tartışmalı Ermeni tasarısını kabul etmesine Türkiye sert tepki gösterdi. İlk tepki olarak, Türkiye'nin Paris Büyükelçisi Tahsin Burcuoğlu, istişareler için Ankara'ya çağrıldı. Başbakan Tayyip Erdoğan, “Şu anda Sarkozy’nin oy hesapları üzerinde akla ziyan bu adımları, Fransa-Türkiye ilişkilerine zarar verecektir. Tabii Fransa ile ilişkilerimizi gözden geçiriyoruz. Bundan sonraki Fransa’nın tavrına göre biz de önlemlerimizi, tedbirlerimizi, tedricen, etap etap hayata geçireceğiz” diyerek, yaptırımları şöyle sıraladı: Birinci yaptırım, şu anda istişareler için Paris Büyükelçimizi Ankara’ya çağırıyoruz. İkinci yaptırım, şu andan itibaren ikili düzeyde gerçekleştirilmesi ön görülen siyasi, askeri, ekonomik mahiyetteki karşılıklı ziyaretlerle, seminer, eğitim, kurs, personel değişimi gibi faaliyetleri iptal ediyoruz. Üçüncü yaptırım, AB çerçevesindeki eşleştirme projelerinde Fransa ile artık işbirliğine gitmeyeceğiz.
Yaptırımların sıralanmasının ardından Başbakan Tayyip Erdoğan, şöyle konuştu: “Fransa açısından çok büyük bir talihsizlik. İnsan haklarına tamamen ters. Fransa’da sözde soykırımı reddedenlerin, cezalandırılması yönündeki teklif, maalesef bütün uyarılarımıza, bütün yapıcı ikazlarımıza, tavsiye ve telkinlerimize rağmen, ulusal mecliste oylanarak kabul edildi. Bu tabii Türkiye-Fransa ilişkilerinde çok ağır ve telafisi zor yaralar açacaktır. Fransa halkının gerçekleri öğrenebilmesi asırlara sarih Türk-Fransız ilişkilerinin hedef alındığı bu girişimin tüm boyutlarını görmeleri için bilgilendirme çabalarımızı en geniş anlamda sürdüreceğiz. Tabii sadece Fransa halkını değil, Afrika’yı da bilgilendireceğiz, Orta Doğu’yu bilgilendireceğiz ve bugüne kadar unutturulmak istenen birçok oralardaki soykırımları bizler dünyadaki ülkeleri dolaşarak anlatacağız. Bu ırkçı, ayrımcı tavrı anlatacağız. Bizim tarihimizde böyle bir soykırım yok. Bunu kabullenmiyoruz. Ülkemizde resmi, gayrı resmi olmak üzere 100 bin civarında Ermeni yaşamaktadır. Bunların bir kısmı vatandaşımızdır, bir kısmı vatandaş olmayıp şu anda ülkemizde bulunanlardır. Burada bir tespiti daha yapacağım, bazıları edebi mugayir olarak, tarih bilmeyenler ülkemde Yahudi soykırımından söz ediyorlar. Onlara da tarihi iyi okumalarını telkin ediyorum, Endülüs’ten kaçıp da Türkiye’ye gelip, Türkiye’de kabul gören Yahudileri, ecdatlarına bir sorsunlar” dedi.
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül yaptığı açıklada, “Bir ülkenin tarihi hakkında siyasi bir kurum olan Parlamento aracılığıyla yargıda bulunmak, tarihi siyasi amaçlarla tahrif etmek en hafif tabiriyle izansızlıktır.”dedi. TBMM Başkanı Cemil Çiçek, “Teklifin kabul edilmesi Türkiye Fransa ilişkilerinde telafisi mümkün olmayan, tamir edilemeyecek ölçülerde büyük bir hasara yol açacaktır. Umarım yarın ki oylamada sağduyu öne çıkar.” CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, "Fransa kendi tarihine ihanet içindedir. Özgürlüğü savunan, özgürlük konusunda dünyada sembol olan bir ülke bugün düşünce özgürlüğüne siyasetçilerin kararıyla kelepçe vurmaktadır. Bunu anlamak mümkün değildir. Bize öğretilen Fransa ile Sarkozy'nin Fransası arasında çok fark var. 1789 Fransız Devrimi'nin üzerine büyük bir gölge düşürecekler." MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, “Fransa Cumhurbaşkanı Sarkozy ve hükümetinin, siyasi kaygılar çerçevesinde Türk milletine saldırması, çamur atarak tarihi gerçekleri eğip bükmeye yeltenmesi, tam bir sefillik ve tükenmişlik örneğidir.” Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, “Fransa meclisi yasa teklifini kabul ettiği takdirde, tarihi tek taraflı anlatıma mahkûm ederek susturmaya ve ifade özgürlüğünü cezalandırmaya yönelik bir adım atacak. Yasa teklifi ifade özgürlüğünü cezalandıracak. Fransız Meclisi ümit ederiz ki Fransa’yı Fransa yapan değerlere karşı çıkmaz.”
Türkiye’yi kızdıran bir diğer olay işe Türkiye’nin Paris Turizm Müşaviri Yılmaz Çolpan’ın 22 Aralık 1979’da Paris’in Champs Elysees bulvarında, Ermeni terör örgütü Asala tarafından katledildiği gün ile tasarının görüşülmesinin aynı güne denk getirilmesi oldu. Tasarının görüşüldüğü gün ile bu olayın yaşandığı günün aynı olması kızgınlığı ve tepkiyi daha da artırdı. Olayın ardından haber ajanslarına telefon eden bir kişi, Roma, Madrid ve Paris’teki eylemlerden “Ermeni Soykırımı Adalet Komandoları” adlı örgütün sorumlu olduğunu belirterek, “Türk Hükümeti Ermenilere hak tanımadığı için Avrupa’daki Türk diplomatlarını öldürüyoruz” demişti.
Türkiye’ye ve Türk ulusuna karşı emperyalist güçler tarafından siyasi hesaplarla geniş bir şekilde desteklenmesi ve güç verilmesi sonucunda gerçeklere aykırı şekilde sözde Ermeni soykırımı iddiaları Avrupa’da ve Dünya’da azımsanmayacak bir çoğunluktaki devlet tarafından desteklenmektedir. Ermeni Tehciri İsviçre’de Ermeni Soykırımı olarak anılmakta ve bunun reddedilmesi suçtur. Benzer bir yasa taslağı da Fransız meclisinden geçmiş ve senatoda kabul edilmiştir. Bunun dışında 20 kadar ülke, parlamentolarında, Ermenilerin soykırıma uğradığı tezlerini tanıyan yasaları kabul etmişlerdir. Amerika Birleşik Devletleri federal devlet olarak böyle bir yasayı kabul etmemiştir ancak eyalet bazında, 50 eyaletten 36'sında kabul görmüş ve toplam 40 eyalette parlamento, senato ve vali tarafından soykırım olarak tanınmıştır. Arjantin Halk Senatosu 5 Mayıs 1993'te yaptığı deklarasyonda iddiaları tanımış ve 1915 olaylarının 20'nci yüzyılın ilk “soykırımı” olduğunu belirtmiştir.
Kodlama | www.nuans.com.tr
© 2011 Siyaset Dergisi