SİYASET: Sayın Başkanım kısaca özgeçmişinizden bahseder misiniz? KONUK: Sorunuza cevaptan önce sözlerime, 18 yıldır yayın hayatını çizgisinden ve ilkelerinden taviz vermeden sürdüren, saygınlığını muhafaza

 

konusunda hassas olan Siyaset Dergisi ailesini, okurlarını da dâhil ederek saygı ve muhabbetle selamlayarak başlamak istiyorum. Sorunuzun cevabına gelince en başta şunu söylemeliyim, bu benim için cevaplanması en zor sorudur. Bana her iş kolay gelir, ancak konu kendimden bahsetmek olunca tıkanırım. Bu herhalde dâhil olduğumuz Anadolu kültürünün şekillendirdiği kişiliğimizden kaynaklanıyor. Açıkçası “ben” demeyi sevmiyorum ve kendinizi anlatırken de ben öznesini çok kullanmanız gerekiyor. Ben köyde doğdum ve hala köye ait olduğumu hissediyorum. Yani iş adamı, yönetici, kooperatifçi gibi vasıflar yerine Türkmencamili Recep Konuk tanımlaması bana daha sıcak geliyor ve beni daha iyi anlatıyor.

Anadolu’da doğmuş ortalama bir insanın hayat çizgisine sahibim. Eğitim olarak ülkemizde bir köy çocuğu hangi standartlarda ve okullarda eğitim alabiliyorsa o süreçten geçtim. Yani köy okulu, devlet lisesi ve devlet üniversitesi. Sonrasında memuriyet. Bu benim yaşıtlarımın yarısından fazlasının hayat çizgisidir.  

Öğretmenlik ve milli eğitimde idarecilik yaptım. Beş yıllık memuriyetten sonra da istifa ederek, Çumra’ya döndüm ve kendi işimi kurdum, on yıllık ticari deneyimimde her yıl üst üste vergi rekortmeni olma onurunu yaşadım, belediye başkanı seçildim ve o tecrübelerden sonra da Konya Şeker’de emanet hırkasını üstüme geçirdim ve on iki yıldır da bu şerefli görevi, üstlendiğim sorumluluğun hakkını vererek yapmaya gayret ediyorum.

SİYASET: Başarılı bir eğitim geçmişiniz bulunuyor. Eğitiminizden sonra öğretmen ve yönetici olarak görev yaparken memuriyetten istifa edip iş yaşamına atıldınız. Bu kararı almanızda etkili olan faktörler nelerdir? Çalışma yaşamında vazgeçilmez olarak kabul ettiğiniz temel prensipleriniz ve ilkeleriniz nelerdir?

KONUK: Nitelemeniz doğru, Anadolu’nun bir köyünde doğan her çocuk için memuriyete adım atacak kadar eğitim almak, o fırsatı yakalamak, başarılı bir eğitim almış olmak için yeterlidir. Ben de onlardan biriyim. Nedir? İşte bize de kerpiç damlı bir evde doğup Eğitim Enstitüsü’nü bitirmek nasip oldu. Hemen akabinde öğretmen olarak Şanlıurfa’ya atamamız yapıldı. Bozova’da Lise Müdürlüğü ve İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü görevlerinde bulundum. Ancak bunları yaparken bir yandan da 9 Eylül Üniversitesi’nde İşletme Bölümüne devam ettim. Bozova ile ilgili özellikle şunu söylemem lazım, bende hala hatıraları taptazedir ve Bozovalıların da selamlarını bugün bile alıyor olmak benim için önemli bir şereftir. Memuriyetten ayrılma kararı aslında daha memuriyete başlarken verilmiş bir karardır. Millet bizi okuttu, öğretmen yaptı. Önce o mesleği icra etmem, öğretmen olarak gideceğim herhangi bir yerde gençlerimizin hayat mücadelesine destek olmam gerekiyordu. O borcumu ödedim ve oralarda gördüklerimden de dersler çıkararak memuriyetten ayrıldım. Öğretmenlik çok kutsal bir meslek ve tüm öğretmenlerimiz ülkemizin geleceği açısından da son derece hayati bir vazifeyi özveriyle yerine getiriyorlar. Hepsine saygım ve hürmetim sonsuz. Ancak ben başta da söylediğim gibi, kendimi köye ve tarlaya ait hisseden biriyim. O alanda ülkeme ve ülkemin insanlarına daha fazla hizmet edebileceğime ta en başından beri samimiyetle inanan ve kendini ziraata motive etmiş biriyim. Ben hem Çumra’da geçen gençlik ve çocukluk yıllarımda, hem de Bozova’da şunu gördüm, mesele sadece eğitimle ilgili değil. Köylerdeki mesele fukaralıktır, sorun tarladadır, üretimdedir, ürünün değerlendirilmesinde, üreticinin teknolojiye ulaşmasında ve tarımsal ürünün ticarileşmesi ile sanayileşmesindedir. Ben elim oraya değsin, o alanda bir şeyler yapayım istedim. Memuriyetten ayrıldıktan sonra başka bir ticari alana da yönelmedim. Zirai ürünler ve zirai ekipmanlar üzerine bir iş kurdum. Belediye Başkanlığım döneminde ülkemizin en büyük sulama birliğinin kurulmasına öncülük ettim. 2004 yılında üretime başlayan Çumra Şeker’in projesini Belediye Başkanlığım döneminde çizdirdim. Ruhsatını 15 arkadaşımla birlikte yine Belediye Başkanı olduğum dönemde kurduğumuz bir şirket vasıtasıyla çıkardık. Projeyi ve ruhsatı Konya Şeker’e bedelsiz teklif ettik ancak o dönemdeki yönetim bu projeyi hayata geçirecek iradeyi sergileyemedi ve Çumra Şeker’i Konya Pancar Üreticileri Kooperatifine Başkan seçildikten sonra hayata geçirmek bize nasip oldu. 15 arkadaşımız ile birlikte kurduğumuz o şirket on milyonlarca dolar değer biçilen tüm ticari ve sınaî haklarını Konya Şeker’e bedelsiz devretti. Bunları şunun için özetledim, ticaret yaparken de belediye başkanlığı dönemimde de çiftçinin daha çok üretmesi ve ürettiği ürünün kıymetlenmesi önceliklerimizin en başında yer aldı. Yani memuriyetten ayrılma sebebimi anlatmak için benim sıralayacağım onlarca faktör yok. Benim tek bir sebebim var, bir idealin peşine takıldım ve tarımın geleceğine dokunmak istedim.

İş yaşantıma gelince en başta şunu söyleyeyim sorumluluk ve ehliyet benim vazgeçilmezimdir. Yani bir sorumluluk üstlenmişsem onu damarlarımda hissederim ve tüm hayatım o sorumluluğun gereğini hakkıyla yerine getirmek üzerine kurulur. Plansız iş ve yatırım yapmam, bir işe adım atarken mutlaka orta ve uzun vadede o işin geleceğini hesap eder, her yatırımın bir sonraki adımının ne olacağını planlarım. Titiz ve detaycıyımdır, bir projeye en ince ayrıntısına kadar hâkim olmadan ve aklımdaki tüm sorulara cevap bulmadan girişmem. Kararlıyımdır. Başladığım hiçbir işi veya yatırımı yarım bırakmadım, bırakmam, netice alıncaya kadar kararlılığımı sürdürürüm. Sorumluluk üstlenmekten asla çekinmem, mücadele etmekten kaçmam. Bunlar benim iş hayatımdaki vazgeçilmezlerimdir ve çalışma arkadaşlarımdan da aynı hassasiyetleri, aynı iş karakterini sergilemelerini beklerim.

SİYASET: Sayın Başkanım Konya Şeker’in kuruluş amacı, üreticiye ve ekonomiye katkıları nelerdir? Öngördüğünüz amaçlara ne ölçüde ulaşılabildi? Günümüzde Konya Şeker’in misyonu ve vizyonunu okuyucularımızla paylaşır mısınız?

KONUK: Konya Şeker, 1952 yılında kurulmuş bir şirket ve kurucuları da pancar üreticileri. Şirketimizin ilk esas mukavelesinde kuruluş amacı da net bir şekilde ifade edilmiş. Özetle şunlar söyleniyor: Bir, şeker fabrikası kurmak ve işletmek, bununla ilgili üretim yapmak; iki, şeker sanayi ile ilgili diğer sanayi kollarını faaliyete geçirmek; üç, şeker sanayine yarayacak iptidai maddeleri yetiştirmek; dört, şeker pancarı ziraatiyle uğraşanlara para ikrazı ve zirai alet ile malzeme tedariki suretiyle yardımda bulunmak; beş şeker sanayini ilgilendiren her nev’i sanayiye iştirak etmek.

Şirketin kuruluşunda amaç oldukça geniş tutulmuş ve şirket kendini ilk kuruluşunda son derece isabetli ve ileri görüşlü bir kararla pancar çiftçisini ilgilendiren her konuda yatırım yapmakla mükellef saymış. Konya Şeker bu amaçlarını gerçekleştirmek için ilk fabrikasını 1954 yılında üretime almış ve ilk amacını da bu fabrika sayesinde gerçekleştirmiş. Bölge üreticisinin üretim desenine şeker pancarını da kazandırmış. Yani bir sanayi bitkisinin bölgede ekilmesine öncülük etmiş. Yıllarca da bu işlevini eksiksiz yerine getirmiş. Bu gün ekonomik ömrünü tamamlamış iptidai ve küçük ölçekli bir yem fabrikası ile SEK’in özelleştirilmesi sürecinde Konya Süt Fabrikası Konya Şeker bünyesine katılmış, ancak bu fabrika işletilememiş. Yani Konya Şeker yaklaşık 50 yıl sadece şeker pancarı üretimini desteklemiş ve tek sanayi faaliyeti olarak da şeker üretimi gerçekleştirmiş. Yarım asır boyunca ana sözleşmesinde yazan ve çok geniş bir hareket alanına hitap eden kuruluş amaçları konusunda yarım asır şu veya bu sebeplerle adım atamamış.

Şirketimiz 2000 yılından sonra ise ilk kuruluşundan sonraki ikinci yatırım hamlesini başlattı. Önce 1954 yılında kurulan fabrikamızı yaklaşık 50 milyon dolarlık rehabilitasyon yatırımı ile yeniledik. O süreçte yapılan rehabilitasyon yatırımları bu kuruma 11 yılda sadece çöpe giden şekeri kazanmak ve enerjiyi tasarruflu, personeli verimli kullanmakla 202 milyon dolarlık bir kaynak sağladı. O sağlam kaynak ile de ilk yatırımlarımızı finanse ettik ve her yatırım bir diğer yatırıma kaynak sağladı ve son yedi yılda 21 üretim tesisi ile üretim tesislerine destek ünitelerini içeren 700 milyon dolarlık fiili yatırımı öz kaynaklarımızla gerçekleştirdik. Bu yatırımların içinde Çumra’da kurduğumuz dünyanın en modern şeker fabrikası, dondurulmuş parmak patates fabrikası, biyoetanol tesisi, damla sulama sistemleri üretim tesisi, sıvı şeker üretim tesisi, şekerli ve unlu mamuller ile çikolata, bisküvi, kek, gofret üretim tesisleri, yem fabrikası, tohum üretim ve işleme tesisleri gibi alanında üretim kapasitesi olarak ülkemizin ilk sıralarında yer alacak tesisler mevcuttur. 2012 yılında tamamlayacağımız 6 yeni, üretimdeki tesislerimizde 2 kapasite artırımı ve biyoetanol tesisimizde gıda kökenli sıvı karbondioksit üretmemizi sağlayacak ilave yatırımımızla fiili yatırım da 1 milyar dolar civarında olacaktır. Bu yatırımlar Konya Şeker’in hem üretim hacmini hem üretim kalemlerini hem de faaliyet gösterdiği sektör aralığını genişletmiştir. Nitekim Konya Şeker’in ana üretim kalemi şeker dışında faaliyet gösterdiği sektörlere son sekiz yılda, şekerli mamullerden, dondurulmuş gıdaya, tohumdan organik gübreye, yemden hayvancılığa, enerjiden damla sulamaya kadar pek çok faaliyet alanı eklenmiştir.

Bu yatırımların tarladaki yani üretici üzerindeki etkileri sanayi yatırımlarından daha çarpıcıdır. Mesela 10 yıl öncesine göre bölge üreticisinin şeker pancarı üretim hacmi ikiye katlanmıştır. Bölge üreticisi şeker pancarı dışında diğer ürünleri için de sözleşmeli tarım yapma imkânına kavuşmuş, şeker pancarı ekmediği yıllarda münavebe bitkisi olarak ektiği patatesi, tahılı, yem bitkilerini Konya Şeker’in alım garantisiyle ekmeye başlamıştır. Bu portföy yeni yatırımlar devreye girdikçe daha da genişleyecek mesela 2012 yılından itibaren yağ fabrikamızın devreye girmesiyle yağlı tohumları da sözleşmeli olarak ektirmeye başlayacağız. Ancak bizim çiftçimize sunduğumuz hizmet sadece bitkisel üretim için talep garantisi oluşturmaktan ibaret değildir. Bizim en önemli işlevlerimizden biri piyasa regülasyonudur. Bu hem girdi için hem de ürün fiyatlaması açısından geçerlidir. Bu söylediklerimi daha da somutlaştırmak için iki yatırımımız üzerinden örnek vermek istiyorum. Konya Şeker damla sulama sistemleri üretimine başlamadan önce çiftçimiz damla sulama sistemleri ihtiyacını ancak ithal ürünlerle karşılayabiliyordu ve bu ürünlerin fiyatı son derece yüksekti. O nedenle de kuraklığın tehdit ettiği ve üretimde sürekliliğin sağlanabilmesi için suyun olabildiğince tasarruflu kullanılması gereken Konya Ovasında damla sulama yöntemi yaygınlaşamıyordu. Bu sistem, hem suyu tasarruflu kullanıyor, hem bitkiyi beslediği için verim artışını da sağlıyordu. Biz Konya Şeker olarak piyasanın regüle edilmesine ihtiyaç olduğunu gördük ve çiftçimizin bu sistemi daha ucuza kullanabilmesini sağlamak için Panplast’ı kurmaya karar verdik. Yatırımı tamamlayıp Panplast ürünleri piyasaya çıktığı yıl hammadde fiyatları tüm dünyada artmasına rağmen ülkemiz pazarında damla sulama sitemleri %50 ucuzladı ve sistem her geçen gün çiftçi için daha ulaşılabilir hale geldi. Kullanımı yaygınlaştı ve sonuç ortada, Konya Ovası daha az su tüketiyor ve üretici tarlasından daha çok verim alıyor.

Dondurulmuş parmak patates üretim tesisini ise ürün fiyatlarını regüle etmek ve üretici ortaklarımızın pancar ekmediği yıllarda yetiştirdiği münavebe ürünleri değerlendirmek için planladık. Yani Damla Sulama yatırımını çiftçimizin girdisini ucuzlatmak, Dondurulmuş Parmak Patates yatırımını ise çiftçimizin ürününü daha iyi fiyatla satmasını sağlamak için inşa ettik. Nitekim Dondurulmuş Parmak Patates Tesisimiz devreye girer girmez bölgemizde sanayilik patates fiyatları %50 civarında arttı. Şimdi bu tesisimizin kapasitesini iki katına çıkarıyoruz ve aynı mantıkla yeni üretim tesislerini planlıyoruz. Bu tesisimize entegre edeceğimiz donuk sebze ile bu tesisin işleyeceği ürün portföyünü genişleteceğiz.

Yağ fabrikası, meyve suyu üretim tesisi, Et-Süt Entegre Tesisi hep bu mantık üzerine kurulan tesislerdir. Yine çiftçimizin kullandığı girdiyi ucuzlatmak için hem tamamladığımız üretim tesisleri var hem de projelendirdiğimiz çalışmalarımız var. Mesela Organik gübre üretmeye başladık. Biz bu ürünü üretmeden önce çiftçimiz organik gübreyi bizim onlara ulaştırdığımız fiyatın 3-4 katına alabiliyordu, daha doğrusu alamıyordu. Şimdi fiyatlar dengelenmeye başladı. Yine gübre ile ilgili henüz başlangıç aşamasında olan çalışmalarımız var. Bölgemizde verimli hayvancılık yapılmasına yönelik ırk ıslahını hedefleyen çalışmalarımız var. Yani işin özeti şudur, Konya Şeker önümüzdeki dönemde de dün olduğu gibi çiftçisinin kullandığı girdiyi ucuzlatacak, sattığı ürünü daha iyi fiyata satmasını sağlayacak, ürettiği ürünü katma değerli hale getirecek, hem hayvansal üretimde hem bitkisel üretimde verimliliği arttıracak, yeni ürünler üretmesini sağlayacak, yatırımlar yapmaya hiç ara vermeden devam edecek. Ancak bu yatırımların özellikle tarımsal ürünü işleyip mamul ürün haline getiren yatırımların en önemli işlevi oluşan katma değerin gelir skalasında en alt gurupta yer alan çiftçide kalmasını sağlamaktır. Biraz uzun anlattım ancak, bu anlattıklarım Konya Şeker’in tarım sektöründe üstlendiği misyonun ve sahip olduğu vizyonun net olarak anlaşılması açısından benim için mecburiyetti.

İşin özeti şudur: Üreticinin daha çok üretmesini sağlamak, ürünü katma değerli hale getirmek, tüketicinin sağlıklı ve doğal ürünlerle buluşmasını ulaşılabilir fiyatlarla sağlarken, ülkemizin gıda güvenliğine katkı vermek Konya Şeker’in temel misyonudur. Vizyonumuz ise verimlilik problemini aşmış, bilim ve teknolojiden istifade eden, hatta tarım sektöründe ve tarımsal sanayide bilim ve teknoloji üreten, sürdürülebilir bir tarımsal üretim için gerekli üretim altyapısını oluşturmuş, rekabetçi yapısı güçlü bir tarım sektörü ile tarımsal sanayidir.

SİYASET: 1952 yılında kurulan Konya Şeker, yaptığı yatırımlar ve kullandığı ileri teknoloji sayesinde Türkiye’nin en büyük 500 sanayi kuruluşu içerisinde 34. sırada bulunmaktadır. Konya Şeker’in gittikçe büyüyerek dev bir kuruluş haline gelme sürecini değerlendirir misiniz? Yeni büyüme hedefleriniz nelerdir?

KONUK: Biraz önce ana hatlarıyla özetledim. Konya Şeker’in üretimden satışlara göre Türkiye’nin 500 büyük sanayi devi arasında 34’üncü sıraya oturması tesadüf değildir. Tabii bir gelişimin, hormonsuz bir büyümenin sonucudur. Bizim büyümemiz organik bir büyümedir. Bu büyüme obez bir büyüme değildir. Yani Konya Şeker şişmanlamıyor, tüm bünye büyüyor. Hem boy atıyor hem kilo alıyoruz. Biz son 10 yıldır hem yatay hem dikey büyüyen bir şirketiz. Bizim sanayi yatırımlarımızın özelliği şudur, bir yatırım bir diğer yatırımı destekler. Mesela bizim ana faaliyet konumuz kristal şeker üretimi. Biz bu üretim için şeker pancarı ektiriyoruz ve o pancarı işliyoruz. O üretim prosesimiz sonrası bazı yan ürünler çıkıyor. Mesela küspeyi yem fabrikamızda değerlendiriyoruz. Ancak küspe tek başına bir anlam ifade etmiyor. O tesisin çalışması için de yem bitkileri ektiriyoruz. O tesisin desteklediği bir başka üretim alanı ise hayvancılık ve hayvancılığın da nihai uzantısı et ve süt ürünleri üretim tesisi. Bir başka örnek melas. Biz melası biyoetanol tesisimiz de değerlendiriyor, biyoyakıt üretiyoruz. Ancak bu tesisin tek üretim kalemi bu değil. Bu tesisin daha verimli çalışması, o atıkla üretim yapması için oradan çıkan yan ürünleri de değerlendirmeniz gerekiyor. Mesela bu tesisin bir diğer uzantısı organik gübre üretimi, bir diğer üretim alanı ise sıvı karbondioksit üretimidir. Yani bu tesis havaya karışan gazı bile ekonomik değere dönüştürüyor. Bir başka örnek, çikolata ve şekerli mamuller üretim tesisidir. Şekeri ürettiniz. Bunu üretmek sizin rekabetçi yapınızı güçlendirmeniz için yetmiyor, bunu katma değerli hale getirirseniz ilk üretiminiz daha anlamlı hale geliyor ve biz de bunu yapıyoruz. Bu sıraladığım süreçler tüm yatırımlarımız için geçerlidir. Hepsinde entegre bir üretim yaklaşımı vardır ve bu sanayi yapılanmasının bugünkü ulaştığı nokta üretimden satışlara göre 34’üncü büyük sanayi kuruluşu olma onurudur.

Konya Şeker olarak biz hep geleceğe bakan, dinamik ve yatırım iştahı yüksek bir şirketiz. Bu bizim genlerimizde var. Yani biz hep şunu deriz, niye biz de yapmayalım. Başkası yapıyorsa biz de yapabiliriz, hatta yapılmayanı ilk yapan biz olalım. Bu jargonu benimsemiş bir şirketin hedeflerinin de elbette sonu yok. Mesela bugüne kadar hep bitkisel üretimi işlemeye ve ürünü daha değerli hale getirmeye yönelik yatırımlar yaptık. Buna devam edeceğiz. Bizim nihai hedefimiz Konya Ovasında bizim hinterlandımız içinde yer alan yaklaşık 250.000 hektarlık alanının tamamında üretilen her ürünü işlemek ve her üreticiyi Konya Şeker şemsiyesi altına almaktır. Yani pancarda, patateste, yem bitkilerinde uyguladığımız ve yakın gelecekte yağlı tohumlar ile bazı sebzeler için uygulayacağımız sözleşmeli tarımı her yıl her üretici ve her ürün için uygulayabilmektir. Bu hedefe ulaştığımızda bizim hinterlandımızdaki üreticiler Konya Şeker’in artık yerleştirdiği avans uygulaması da düşünüldüğünde devlet memuru güvencesinde ve onlar gibi düzenli gelire kavuşmuş, ancak kendi hesabına çalışan çiftçiler haline gelecek. Bu uzun vadeli hedefimiz, ancak kısa vadede gerçekleşecek bir diğer atılımımız hayvancılığa yaptığımız yatırımla üreticilerimizin bitkisel üretimlerinin yanı sıra onlar için bir diğer geçim kaynağı olan hayvancılığı para kazanılır hale getirmektir. Bunun da ilk sonuçlarını Et-Süt Entegre Tesisimizin üretime geçmesiyle almaya başlayacağız ve ırk ıslahına yönelik yapacağımız çalışma ile üreticilerimize kazandıracağımız verimli et ve süt ırklarının da bölgemizde yaygınlaşmasıyla bölgedeki değişime orta vadede hep birlikte şahit olacağız.

SİYASET: Sayın Başkanım, genel olarak şeker sektörünün, özel olarak Konya Şeker’in belli başlı sorunları ve bu sorunların çözümü için öngörüleriniz nelerdir?

KONUK: Ben bardağın dolu tarafına bakmayı ve o dolu tarafını konuşmayı ya da bardağın nasıl doldurulacağını konuşmayı severim. Onun için de bu sorunuza cevabım bardaktakini ve bardağa nasıl su kayacağımız ve suyu niçin muhafaza etmemiz gerektiği ile ilgili olacak. Bu çerçevede önce ve öncelikle,  şeker sektörünün sadece bir sanayi faaliyeti olmadığını belirtmem gerekir. Sektör sanayi üretimi bir yana oluşturduğu üretim zinciri açısından son derece önemli, stratejik ve ülkemiz açısından vazgeçilmez bir sektördür. 2,5 milyon ton civarındaki şekerin üretilebilmesi için sadece 33 fabrika ve oradaki işçiler çalışmıyor, o fabrikaların üretime devam etmesi yüz binlerce çiftçinin de üretmesi anlamına geliyor. Şeker pancarı genellikle yüksek rakımlı bölgelerimizde, sulanır hububat ekim sahalarında tarımı yapılan bir münavebe bitkisidir. Ülkemizde şeker pancarı tarımı Ege, Akdeniz sahil kuşağı, Doğu Karadeniz, Güneydoğu Anadolu bölgesinin bir kısmı dışında 65 il ve yaklaşık 8 000 yerleşim biriminde tarımı yapılan bir bitkidir. Yılda ortalama 350.000 çiftçi ailesi pancar tarımı ile geçimini sağlamaktadır. Bu hatırlatmayı yaptıktan sonra sektörün avantaj ve sorunlarına geçebiliriz.

Birinci avantajımız, Türkiye Şeker Sanayinin yıllar boyunca kontrollü bir teknik tarım sistemini uygulaması sonucu, pancar verimi ve üretim kalitesi açısından Dünya ve AB ile rahatlıkla rekabet edebilecek seviyeye ulaşmış olmasıdır. İkinci avantajımız, sahip olduğumuz teknolojidir. Özellikle Kooperatiflerimize ait fabrikalar dünyadaki benzerlerine göre teknolojik üstünlüklere sahip fabrikalardır. Yani Türkiye’deki şeker sektörü bir bilgi birikimine sahiptir ve sanayi verimliliği ile üretim maliyetleri açısından da pek çok ülke ile karşılaştırıldığında rekabetçi yapısı güçlüdür veya rekabetçi yapısını daha da güçlendirme imkânına sahiptir. Üçüncü avantajımız hem iç pazarımızın büyüklüğüdür, hem de sektörün daha da gelişmesini tetikleyebilecek pazarlara avantajlı şekilde hitap edebileceğimiz merkez konumumuzdur. Bu son söylediğim merkez konum, hem pazarlara coğrafi anlamda yakınlığımız hem de benzer tüketim alışkanlıklarına sahip olmamızdan kaynaklanan bir merkez konumdur. Sektörün dördüncü avantajı, yeni gelişen biyoyakıt sektörüne üretim prosesi sonrası çıkan yan ürünlerle veya doğrudan şeker pancarından biyoetanol üretimi gerçekleştirerek en avantajlı şekilde uyum sağlayacak kabiliyette olmasıdır. Beşinci avantajı, sektörün yem bitkisi açığı olan ülkemizde üretim prosesi sonrası çıkan yan ürünlerle hayvancılığı destekliyor olmasıdır. Sektörün bir diğer avantajı ise enerji açığı olan ülkemizde enerji arzının arttırılmasına yönelik yaptığı katkıdır. Şeker fabrikalarının aynı zamanda otoprodüktör olması elektrik enerjisi açısından sektöre artı değer katmaktadır.

Bunlar sektörün belli başlı artılarıdır. Sorunları ise tek bir kalemde düğümlenmektedir. Kontrollü üretime, iç tüketimin iç üretimle karşılanması esasına rağmen sınırlarımızdan kaçak giren şeker ve kota dışı üretilen veya kaçak yollarla ülkemize sokulan alternatif tatlandırıcılardır. Bunlar hem çocuklarımızın sağlığını tehdit etmekte hem de sektörün büyümesinin önündeki en büyük engeli teşkil etmektedir.

Türkiye bugün, mevcut kurulu kapasitesiyle pancar şekeri üreten ülkeler arasında AB ve ABD'den sonra dünyada 3'üncü sırada, pancar ve kamış şekeri üreten tüm şeker üreticisi ülkeler arasında ise 13'üncü sırada yer almaktadır. Biz Konya Şeker olarak, Türkiye’de şeker sektörünün geleceğine inanan ve o geleceğe yatırım yapan bir şirketiz. Hem avantajlarımızın hem de sektörün önündeki sorunların farkındayız. Kâğıt üstü avantajları gerçek avantaja dönüştürecek yatırımları birer birer yaparken, sektörün sorunlarını da kendi ürettiğimiz çözümlerle aşmaya gayret ediyoruz. Sıvı şeker yatırımı bunlardan biridir ve tüketici sağlığı için de ciddi tehdit oluşturan alternatif tatlandırıcıların pazarını ve ülkemizdeki kullanımını önemli oranda daraltmıştır. Bu, sektörün geliştirdiği önlemlerden ve sektörün geleceğinin bugünkünden daha parlak olması için gerçekleştirdiği yatırımlardan sadece biridir. İşin özü şudur; Türkiye, dünyanın en hızlı gelişen ülkelerinden biridir ve şeker sektörü de o gelişen dinamik ekonomiye ayak uydurmuş ve ülke ekonomimizin en dinamik parçalarından biridir. Sektör, büyük bir birikime, önemli bir tecrübeye, dünyanın birçok ülkesine göre teknolojik üstünlüklere ve tarımsal üretim ayağında müthiş bir organizasyon gücüne sahiptir. Üretim ana fikrinden sapmadan avantajlarımızı kullanıp, sorunlarımızı aşmak konusunda sergileyeceğimiz irade ile Türkiye’de sektörün geleceğinin bugünkünden de parlak olacağını samimiyetle söyleyebilirim.

SİYASET: Sizin öngörünüzle Konya Şeker’e ait Biyoetanol Tesisleri dört yıl önce kurulmuş ve yenilenebilir enerji sektörüne adım atılmıştı. Üretimini gerçekleştirdiğiniz biyoetanolla ülkemizin petrolde dışa bağımlığı azaltılacaktır. Bu konuda okuyucularımızı bilgilendirir misiniz? Bu üretim dalında orta ve uzun vadeli projeleriniz ve hedefleriniz nelerdir?

KONUK: Biz biyoetanol tesisini şeker üretim prosesi sonrası çıkan yan ürünümüzü değerlendirmek için kurduk. Tesis hem melastan hem şekerden hem de doğrudan şeker pancarından biyoetanol üretecek şekilde projelendirildi. Tesisimizin üretim kapasitesi 84 milyon litre yıldır ve bu ülkemizdeki kurulu kapasitenin yaklaşık %56’sına karşılık gelmektedir. Biyoyakıt sektörü dünyada son yıllarda hızla gelişen bir sektördür ve enerji sektöründe yıldızı gittikçe parlamaktadır. Biyoetanolün hammaddesi tarımsal üründür. Biyoetanolü şeker pancarından üretebileceğiniz gibi, mısır veya buğdaydan da üretebilirsiniz. Ancak hem ülkemiz açısından hem de dünya genelinde biyoetanolde sanayi verimliliği açısından en rantabl ham madde kaynağı şeker pancarıdır.

Dünyanın pek çok ülkesinde çevreci kaygılarla ve Kyoto Protokolü çerçevesinde biyoyakıt kullanımı zorunludur ve bu zorunluluk oranları her geçen yıl katlanarak artmaktadır. Ülkemizde ise EPDK’nın aldığı kararla yerli tarım ürünlerinden üretilmiş olan biyoetanol için, 2013 yılında benzine % 2, 2014 yılında % 3 oranında harmanlama zorunluluğu, getirilmiştir. Bu kararın ülkemiz ekonomisine doğrudan etkisi ham petrol ithalatımızın benzine karıştıracağımız etanol miktarı kadar azalmasıdır. Yani petrol ithalatı için ödediğimiz döviz miktarı ve o oranda da cari açığımız azalacaktır. Ancak bunun ülkemiz ekonomisine dolaylı etkisi bu doğrudan etkiden daha büyük olacaktır. Mesela bu karar sonrası yaklaşık bir milyon ton şeker pancarı mevcut üretime ek olarak üretilecek veya o değere karşılık gelen veya etanolün üretilebileceği diğer hammadde kaynakları arasında bu üretim hacmi bölüşülecektir. Hangi kaynaktan üretilirse üretilsin neticede ülkemiz topraklarından üretilen tarım ürünlerinin üretim hacmi artacak, atıl kalan tarım arazilerimizden bir kısmı ekonomiye kazandırılacak ve on binlerce üreticimiz enerji hammaddesi üretiminden gelir elde edecektir. Biz işin bu yönü ile daha çok ilgileniyoruz ve biyoyakıt sektöründeki bu adımı dünya ile eş zamanlı olarak ilerleyebilmemiz açısından çok kıymetli bir adım olarak değerlendiriyoruz ve Konya Şeker olarak biyoetanolün yaygın kullanımı konusunda atılan bu somut adımla birlikte ikinci, üçüncü kuşak biyoyakıtlar konusunda çalışmalarımızı süratlendirmeyi planlıyoruz.

SİYASET: Konya Şeker, ağaçlandırma konusunda yaptığı çalışmalarla dikkat çeken bir kurum. Bu konudaki çalışmalarınız nelerdir ve bundan sonra neler yapmayı düşünüyorsunuz?

KONUK: Konya Şeker ağaçlandırma konusunda Türkiye’nin en iddialı şirketidir. Bundan 6 sene önce ağaçlandırma çalışmalarını başlatmıştık, Konya nüfusu kadar ağaç diye yola çıktık 7 milyondan fazla fidanı toprakla buluşturduk ve hedefimizi yeniledik şimdi Türkiye nüfusu kadar ağaç diyoruz. Bu iddialı hedefimizi gerçekleştirmek ve ağaçlandırma faaliyetlerimizde sürekliliği sağlamak için de yıllık 1,5 milyon fidan üretim kapasitesine sahip fidanlık kurduk. Ayrıca ormanlık alanlarımızı canlandırmak amacıyla Sincap, Geyik vs canlıları da doğayla buluşturduk. Konya Şeker, dikimini gerçekleştirdiği fidanları da kaderine terk etmiyor. Oluşturulan bakım ekipleri, fidanlar doğal ortamında kendi kendine gelişimlerini sürdürecek seviye ve kök uzunluğuna gelene kadar ağaçların bakım ve sulamasını yıl boyunca ve yıllarca gerçekleştiriyor.

Şeker Pancarı ile birlikte fabrikaya gelen nitelikli tarım topraklarını ayrıştırarak ağaçlandırma sahalarında toprak ıslahı amacıyla değerlendiren Konya Şeker, bu çerçevede bu güne kadar 872.000 ton verimli toprağı çoraklaşmış arazide, ağaçlandırma çalışmalarında tutma oranını yükseltmek için kullandı.  46 ayrı bölgedeki 5.000 dekarlık toplu orman alanında damlama sulama sistemi döşeyerek ağaçların sulamasını da yapan Konya Şeker, yürüttüğü ağaçlandırma çalışması dışında 2005 yılından bu yana bölge çiftçisine de 300.000 adet meyve fidanı dağıttı.

İrili ufaklı 46 ayrı orman alanın yanı sıra Taşağıl’daki orman alanına ilave edilmek üzere 1.400 dekarlık daha arazinin tahsis çalışmasını yürüterek, Kaşınhanı’nda 790, Ağabeyli’de 1.560 dekarlık büyük orman alanları oluşturan Konya Şeker, bu orman alanlarında ağaçların büyümesi ile doğal hayatın canlanması ve habitatın oluşması için de bölge iklimi ve ağaçlara uygun canlılarla ormanlara renk katmaya başladı. Ormanlık alanlara salınan sincaplar ve 28 kovan olarak başlayıp 154 kovana ulaşan arılardan sonra Ağabeyli ormanına şimdi de Kızıl Geyikler salındı. Özetle biz küresel ısınma karşısında ömrümüz yettiğince elimizde bir fidan çözümün öznesi olmaya devam edeceğiz. Yani özetin özeti şu dün yaptığımızdan daha fazlasını yarınlarda yapacağız.

Buraya kadar ağaçlandırmayı saydım ancak Konya Şeker’in sosyal sorumluluk faaliyetleri ağaçlandırmadan ibaret değildir. Ağaçlandırma dışında gençlerimizi sokaktan kurtarmak için sporu destekliyoruz. Türkiye ikinci liginde mücadele eden bir futbol takımımız ve profesyonel bir bisiklet takımımız var. Ancak bu üst yapılar, yarışmacı takımlar bizim açımızdan gençleri spora teşvik etmek amacıyla kurulmuş özendirici unsurlar. Biz öyle görüyoruz ve yarışmacı, profesyonel takımlarımızdan çok altyapıyı önemsiyoruz. Çeşitli yaş gurupları ve branşlarda profesyonel antrenörler nezaretinde altyapılarımızda 1.000 kadar evladımız spor eğitimi alıyor. Yani bin kadar çocuğumuzu bu sosyal sorumluluk çalışmamızla sokaklardan kurtardık. Sporun dışında eğitime destek oluyoruz. Şeker ilköğretim okulunu ve ihtiyaç sahibi öğrencilerimizi destekliyoruz. Milli Eğitim İl Müdürlüğümüz ile birlikte Ana- Kız Okuldayız kampanyasını yürütüyoruz. Engelli kardeşlerimiz için düzenlenen kampanyalarda aktif bir şekilde yer alıyoruz. Kurum bünyesinde en yüksek katılımlı organ bağışı kampanyasını biz gerçekleştirdik ve bu konuda bir hassasiyetin oluşmasına öncülük ettik. 

SİYASET: Sayın Başkanım, ülkemizde pancardan üretilen şekerin satış fiyatının, dünya fiyatlarına göre yüksek olduğu iddiası uzun bir süre basında yer aldı. Size göre gerçek durum nedir?  Okuyucularımızla paylaşır mısınız?

KONUK: Şeker fiyatlarının dünya fiyatlarına göre yüksek olduğuna dair zaman zaman basında yer alan haberler şehir efsanesinden ibarettir ve bize göre ihtiyaç duyuldukça pompalanmaktadır. En başta bu tür haberlerde yapılan kıyaslamaların mecrası farklıdır. Bizim ülkemizdeki raf fiyatlarıyla Londra Borsasındaki şeker fiyatları üzerinden sürekli bir karşılaştırma yapılmaktadır. Atatürk Bulvarı’ndaki bir marketin raf fiyatını baz alıyorsan, onu ancak Londra’da ki bir bulvar üzerindeki marketin etiket fiyatıyla karşılaştırabilirsin. Ancak bizim basınımızda zaman zaman çıkan haberlerde öyle yapılmıyor. Bir tarafa market fiyatı bir tarafa borsa fiyatı konuyor ve bakın pahalı deniyor. Hayır efendim öyle bir şey yok. Önce şunu söylemem lazım, dünya borsa fiyatlarıyla ülkelerin iç tüketim fiyatları aynı şeyi ifade etmez. Şeker borsasındaki fiyatlar navlunsuz ve iç tüketim öncesi vergilerden arındırılmış fiyatlardır. Kaldı ki, borsa fiyatı kamış şekerinin fiyatını ifade eder. Tüm bunlara rağmen 2011 yılında dünya şeker borsası fiyatları bir ara bizim ülke içi tüketim fiyatları ile hemen hemen aynı seviyelere gelmiş, daha sonra geçtiğimiz yıllardaki fiyatının yaklaşık iki katı bir fiyat ortalamasında denge noktasını bulmuştur. Yani bugün için Türkiye üretimi terk edip ithalatla tüketimini karşılasa bile navlun bedeli ile vergiler dâhil edildiğinde hemen hemen aynı fiyata şekeri tüketebilecek üstelik de pancar şekerine göre tatlandırma ve fiziki özellikler bakımından kalitesi düşük bir şekere aynı bedeli ödeyecektir. Ülkemiz iç tüketim fiyatı açısından Avrupa ülkeleri ve diğer kıtalardaki bazı ülkeler ile kıyaslandığında ise bizim tüketicimizin, bazı haberlerde ifade edildiği gibi dünyaya göre üç dört kat pahalı şeker tükettiği dört beş kat abartıdır. İşin doğrusu şudur, dünyanın en pahalı şekerini Zimbabweliler tüketiyor, şekere perakende de ton başına 3.744 $ ödüyorlar. Elbette biz kendimizi Zimbabwe’nin durumuyla karşılaştırmayacağız. Biz muadillerimize ya da içinde yer almak istediğimiz ekonomik topluluğa bakacağız. Orada da durum şu; Fransızlar şekere ton başına ortalama (KDV Hariç) 1916 $, Finliler 1.828 $, Norveçliler 1.740 $, Almanlar ve Avusturyalılar 1.586 $, İsveçliler 1.564 $, Belçikalılar 1.476 $ ödüyorlar. Bizim ülkemizde ise tüketici ton başına ortalama 1330 dolar ile 1385 dolar arasında fiyat ödeyerek şeker tüketiyor. Rakamlar bunlar ve bu rakamlar uluslararası kuruluşların yayınladığı resmi rakamlar, isteyen FAO’nun ya da AB’nin ilgili kuruluşlarının internet sitelerine girip bakabilir.

Zaman zaman çıkan bu haberlerin maksadı cambaza bak diyerek, milleti oyalamaktan ibarettir. O oyalama esnasında pancar şekerinin alternatifi olan ve toplum sağlığı için ciddi tehditler oluşturduğu bilim adamlarınca iddia edilen ürünler üzerinde yapmamız gereken tartışma kamuoyunun önünden kaçırılmaktadır. Mesele bize göre bundan ibarettir.

SİYASET: Sayın Başkanım, Konya Şeker bir kooperatif şirketi bu şirket bu kadar çok yatırıma ve başarıya nasıl motive oldu, Siyaset Dergisi okuyucularına söylemek istediğiniz son sözlerinizle birlikte alabilir miyiz?

KONUK: Öncelikle Derginize teşekkür borcumu ödemek istiyorum. Bu teşekkür şahsi bir teşekkür, bana kendimizi anlatma imkânı verdiğiniz için edilen teşekkür değildir. Bu teşekkürün sebebi ülkem adınadır. Bardağın dolu tarafına odaklanan, bizim ülkemizin, bizim milletimize anlatacak hoş ve güzel şeyleri olan insanlarına sayfalarınızda yer verdiğiniz için sizi tebrik ediyor, size teşekkür ediyorum. Bunları kendim için de söylemiyorum. Türkiye’de güzel işler yapan insanlar var. Türkiye’nin geleceği için çalışan çok sayıda insan ve kurum var. Birçok siyasetçimiz, bürokratımız, bilim adamımız, iş adamımız, girişimcimiz, sanatçımız, yazarımız, sporcumuz örnek gösterilecek başarı hikâyeleri yazıyorlar. Sansasyonel haberler yerine bunları ön plana çıkaran ve sayfalarını güzelliklere tahsis etmiş ve pozitif konuşmayı ve yazmayı gelenek haline getirmiş derginizi yayın politikası nedeniyle tebrik ediyorum.

Son söz olarak söyleyeceğimi baştan söyledikten sonra Konya Şeker’de bizi motive eden, başarıya mecbur kılan sebepleri okuyucularınızla paylaşmak istiyorum. Birilerinin bu ülke ve bu ülkenin temiz insanları için çırpınması, elinden gelen ne varsa yapması gerekiyor. Ben sadece bunu yapıyorum. Elimle neyi yapabiliyorsam yapıyorum, Aklım ve zekâm neye yetiyorsa eksiksiz yapmaya gayret ediyorum. Peki niçin? Sizinle bir hikâyeyi paylaşmam lazım.  Kazım Güzel ismini hatırlar mısınız? Ya da İlyas Güzel ismini? Hatırlayanlar saygısızlık kabul etmesin, ancak ben hatırlatayım. Kazım Güzel Eylül 2008’de Şırnak’ta şehit düşen İlyas Güzel’in babası. Mesleği çiftçilik. Şehidimizin aziz naaşı önünde “kontörüm yoktu arayamadım. Belki helallik isteyecekti. Arayamadım” diye ağlıyordu. Mesleği ne? Çiftçilik. Yani ürettiğinin değeri kontör almaya yetmiyor. Elbette hiçbir evlattan hiçbir baba, ana ayrı düşmesin, hiçbir ana-baba evlat acısı yaşamasın. Bu acıları dindirmek devletimizin işi. Ancak bir üretici kuruluşunun yöneticisi olarak ben acıları katmerleyen ekonomik ortamı değiştirmek için mücadele etmek, gayret etmek zorundayım. Bunu tek başıma ben başaracağım demiyorum elbette. Ama huzuru o amaca hizmet için geçirdiğim zamanda buluyorum. Başka manzaraları da anlatabilirim. Ben köy çocuğuyum. Kerpiç evde doğdum. Benim için kerpiç ev, üç öğün tarhana ile karın doyurma hatıralarımda kaldı. O tarhananın tadını özlüyorum. Kerpiç evin kokusunu da özlüyorum. Birkaç gün gidip o ortamı teneffüs ediyor, tarhanayla ağzımı tatlandırıyorum. Ancak Anadolu’nun o köylerinde çocuklar 365 gün, üç öğün tarhanayla yetinmek zorunda kalıyor. Kışın ayazında çocukların üzerinde taklit yazlık tişörtler kat kat modayı takip için giyilmiyor. Oralarda yazlık kışlık gardroplar yok. Birilerinin bunu değiştirmek için suyun akışının tersine yüzmesi gerekiyor. Konya Şeker de ben de bunu yapmaya çalışıyoruz.

Konya Şeker’de elde edilen başarı formülünün özü şudur; ev sahipleri mesuliyeti üstlendi ve evi ev sahipleri yönetiyor. Bunu biraz daha açmak istiyorum. Mesela, hastanede kuyruk beklemeyenin hastanede kuyruğun varlığından bile haberi olmaz. Ya da otobüsle yolculuk yapmayanın karayollarının durumundan haberi olmaz. Otobüsle yolculuk yapan birisi çıkar, o uzun otobüs yolculuklarında kurduğu çift yol hayalini gerçeğe dönüştürür. Hastane kuyruğunda çocuğunun ızdırabına şahit olan birisi çıkar kuyrukları sona erdirir. Fötr şapka takamamış, Bond çanta taşıyamamış biri çıkar, 45 milyon insanı uçağa bindirir. Yani meseleler, meselenin muhatapları iş başına geldiğinde çözülmesi imkânsız hususlar değildir. Çünkü meselelere muhatap olan insanların ezberleri ve kalıpları olmaz. Yani ezberlerinin bozulması gerekmiyor. Ancak en önemli husus bilmek, görmek ve irade sergilemektir.

Bir hatıra ile anlatayım. Pancarın tarladan şeker fabrikasına uzanan serüveni meşakkatlidir ve şartların zor olduğu bir mevsime rastlar. Pancar sökümü, bizim bölgemizde Ekim ayında başlar Ocak ayına kadar devam eder. İç Anadolu’nun gece ayazlarının başladığı mevsimdir, o aylar. Rahmetli Babamla pancar kantarı sırasına girip de günlerce kuyrukta bekleyen bir çocukluk dönemi geçirdim. Gecenin ayazında traktör römorkunun altına sığınıp pancar teslim nöbeti tuttum. Kantar memurlarının iş başı yapmasıyla sevindim, paydos lafıyla üzüldüm. Kantar mesai saatleri, hâşâ ilahi kanun gibiydi. Değişmezdi. Sabah 8-12, 13-17. Akreple yelkovanın durduğu yer önemli idi. Üreticinin römork altında durmasının önemi yoktu. Allah nasip etti, Konya Şeker’de hiçbir çocuğun römork altında, kamyon kasası altında pancar teslim nöbetine mecbur edilmediği ortamı hazırladık. Her kantar 7 gün 24 saat çalışacak dedik. Kantar sayısını arttırdık. Bu çözüm o yıllarda söylendi, kulaklar duymadı. Ezberler bozulmadı, kalıplar yıkılmadı. Ne zamana kadar. Römork altında bekleyen çocuk yetkiyi eline alana kadar.

Konya Şeker’in ürettiği her çözümde, yaptığı her yatırımda, sizin başarı diye nitelediğiniz her işte o dönemin izleri vardır. Meselenin muhatabı olanların biriktirdiği tecrübelerden çıkarılmış dersler vardır. O nedenle Konya Şeker’de üretici kendi iradesini gördüğü için gelecekten daha umutludur. Biz de bu gömleği sırtımızda taşıdığımız müddetçe o güveni boşa çıkarmama iddiasındayız. Bu iddianın sahibi Konya Şeker nezdinde on binlerce üreticidir ve onların adına tüm okuyucularınızı hürmet ve muhabbetle selamlıyorum.