ABD ile İran arasında bir süredir devam eden gerginli yeni bir tırmanış sürecine girdi. “ABD-İran Gerginliği”nin görünürdeki temel kaynağı olan İran’ın Nükleer çalışmalarının başlangıcı, bundan yaklaşık yarım asır önce ABD’nin de desteğini alarak başlamıştır ve hatta bugünün gerginlik konusu, o günlerde bu sebeple iki ülkenin yakınlaşması için bir vesile olmuştur. Ancak bu eski İki dost ülke, “Dost Düşman Olmaz” atasözünü tersine çevirir nitelikte bir tutum sergiliyorlar. Bölgenin gücünü simgeleyen ülkelerin başında gelen İran, nükleer çalışmalarıyla özellikle ABD’nin bu ülkeye karşı anti patisini artırmaktadır. Ancak, İran’ın petrol rezervlerinin büyüklüğü ve doğalgaz üretimi açısından dünyada ikinci sırada yer alması, günümüzün doğal enerji kaynaklarına en çok ihtiyaç duyan ABD’nin iştahını kabartmaktadır. Kendi ulusal ve stratejik çıkarı için siyaset izleyen ABD’nin bu şekilde davranması da onun bakış açısıyla çok göze batmamalı genel yaklaşımı esas oluyor.
II. Dünya Savaş sonrası SSCB, Britanya ve ABD tarafından işgal edilen İran’da, ülke sınırları içinde bu ülkelere petrol arama ayrıcalığı verilmesiyle işgal sona ermişti. Sonrasında ise ABD desteğiyle yönetime gelen Şah ile ilişkiler en üst düzeyde işbirliğiyle devam etmiştir. Ancak Savaş sonrasında da İran’da etkin bir politika izleyen ABD, Sovyetler Birliği politikasında Şah’ın görevini tamamladığını düşünerek onu ülke dışına kaçmak zorunda bırakmış ve İran Politikasında ikinci tur başlamıştır. Dünyanın hemen her yerinde toplumlar üzerinde etkin bir konu olan din unsuru gündeme getirilmiş ve yine ABD desteğiyle ilk referandumla “Yeşil Devrim” İran İslam Cumhuriyeti ilan edilmiştir. Devrim sonrasında gelişen süreçte ise çıkan olaylar ve İran’ın Humeyni liderliğinde silahlanmaya başlanması ve özellikle İsrail ile ilişkilerini kesip Filistin’e verdiği destekle İranlı gençlerin ABD Büyükelçiliği’ni basması sonrası yaşanan rehine kriziyle ABD-İran İlişkileri artık geri dönülmez bir yola girmiştir.İran-ABD gerginliğinin konusu ise ABD’nin Ortadoğu’da Irak’ı işgali sonrası bölgeye yaptığı müdahale ve artırdığı etkinliğinin türevlerinin olduğu yorum ve değerlendirmeleri yapılmaktadır. Saddam’ın 2003 öncesi Irak’ı ile 2003 sonrası ABD’nin müdahalesiyle kabuk değiştiren Irak’ı ve Arap Baharı ile yaşananları göz önüne alındığında bölgenin artık hiç de eskisi gibi olmadığı herkesçe bilinen bir gerçek. 21.Yüzyılın dünyasında sanayinin gelişmesi ve hammadde ihtiyacının daha da artmasıyla başta petrol ve doğalgaz olmak üzere duyulan gereksinimin yoğunluğu ve şiddeti, Ortadoğu’nun neden “kurtlar sofrasına meze” olduğu acı gerçeğini bir kez daha sunuyor.
Özellikle son dönemde yaşanan kriz ise dünyanın en büyük petrol yollarından birini kontrol eden Hürmüz Boğazı’nın, uzun bir aradan sonra ABD ve İran arasında yeni bir restleşmeye sahne oluyor. Bu durum, İran’ın Hürmüz Boğazı’nda başlattığı askeri tatbikatlar, Amerika’nın yeni yaptırımlarına karşı bir gövde gösterisi olarak değerlendiriliyor. İran'ın Boğaz çevresinde başlattığı deniz tatbikatlarına, ABD'nin de 5. Filo'ya bağlı bazı gemileri Boğaz’dan geçirmesi ile gerginlik zirve noktasına ulaştı. Gerginliği daha da tırmandıran Tahran, uzun menzilli füze denemesi yapacağını da duyurdu. Ancak askerî açıdan Tahran'ın Washington ile boy ölçüşmesi mümkün değilken İranlı yetkililerin Hürmüz Boğazı'nı kapatma tehdidinde bulunması, bölgeyi şemsiyesi altına alan ABD'nin de bu sözlere aynı sertlikle cevap vermesi kafalarda pek çok soru işaretinin oluşmasına sebep oluyor. Bununla birlikte Bahreyn'de bulunan Amerikan 5. Filosu'nun kontrol ettiği Basra Körfezi, ABD silah sanayi için en büyük müşterilerin bulunduğu başat bir bölge. Silah satabilmek için gerginliğe ihtiyacı olan ABD, bunun için de İran ile sürekli bir kontrollü gerginlik politikası izliyor. Daha önce ABD Kongresi'nden geçen Suudi Arabistan'a 60 milyar dolarlık silah satılmasını öngören anlaşmanın ilk partisinin yürürlüğe konulacağı, İran'la yaşanan son gerginliğin tam ortasında dünyaya duyuruldu. Suudi Arabistan'ın yanı sıra diğer küçük Körfez ülkeleri için de ABD'nin askerî şemsiyesi altında bulunmak, bölgenin üstün gücü İran'a karşı büyük bir caydırıcılık oluşturuyor. Körfez'de yer alan Kuveyt, Birleşik Arap Emirlikleri, Katar, Bahreyn ve Umman'da da askerî ve deniz üsleri bulunan ABD, bu ülkelerin silah ihtiyacının da önemli bir kısmını karşılıyor.
Yaşanan bu olaylar sürecinde, İran’ın nükleer teknolojide ilerlemesi, nükleer silah üretmek için gerekli olan uranyumu %90 kadar zenginleştirme teknolojisine kavuşması gibi gelişmelerin, Batı’nın kaygılarını daha da arttırdığı söylenebilir.
Bir başka pencereden bakıldığında ise ABD’deki Başkanlık seçimi kaygılarının da bulunduğu görülmektedir. ABD Başkanı Obama’nın bu seçim sürecinde İran üzerinden propaganda yapmak ve böylece halk üzerinde geçerli bir etki bırakmak isteğinin de bulunduğu, yapılan yorumların odak noktasını oluşturmaktadır. Nükleer güç olma aşamasında ki İran’a karşı uygulanacak her türlü kararlı adımın ABD kamuoyu nezdinde prim sağlayacağı daha önceleri örneklerle belirlenmiştir. ABD Başkanı Obama tarafından seçim propagandalarının başlangıcında ortaya konulan bu şekildeki cesur bir girişim elde edilen sonuca bağlı olarak, ikinci dönem seçimlerinde kamuoyunda oy potansiyelinin artmasına, en azından azalmamasına olumlu katkı sağlayan bir başarı olarak kullanılabilir ve Başkan Obama’nın seçimlere güçlü bir destekle girmesine yol açabilir şeklindeki değerlendirmeler dikkat çekmektedir.
İran, Hürmüz Boğazı gerginliği ile askeri kapasitesi hakkında gövde gösterisi yaparak ABD’nin istediği istihbarat bilgilerinin bir kısmını gözler önüne sermiştir. İran ABD donanmasının Hürmüz Boğazı çevresinde varlığının devam ettirilmesine karşı koymuş olduğu irade beyanı onun ortaya koymuş olduğu niyet ve maksadın ne kadarını uygulamakta kararlı olduğu konusunda gösterilenlerin imkân ve kabiliyetlerinin ölçülmesinde kullanılmak üzere elde edilmesine yol açtığı ve bunun ABD için paha biçilmez bir bilgi sağladığı yorumları da yapılmaktadır.
Konu İran açısından ele aldığında şöyle bir tablonun ortaya çıktığı değerlendiriliyor: İran, ABD’nin uygulamış olduğu yaptırımlarla beraber bir yandan bir tepki ortaya koyma içgüdüsü içinde bulunurken diğer taraftan da muhtemel bir saldırıya karşı önlem alma telaşı içine düşmüştür. İran’a karşı, ABD ve İsrail koalisyonu ile yapılabilecek muhtemel saldırı senaryolarına süratle göz atıldığında saldırıların hava, deniz ve kara harekâtını içeren müşterek bir harekat şeklinde yapılabileceğinin değerlendirildiği ortaya çıkmaktadır.
Hava harekâtı, İsrail hava kuvvetleri, İncirlikte bulunan ABD hava unsurları ve Bahreyn’deki deniz üssünden desteklenen ABD uçak gemilerindeki unsurlarla yapılabilir. Bu yüzden İran Hürmüz Boğazı bölgesinde deniz tatbikatı yaparak bu bölgedeki hazırlık faaliyetlerini gözden geçirmiştir.
Bunun yanı sıra, ABD ve AB İran üzerindeki baskılarını siyasi, yaptırımlar yoluyla ekonomik ve Hürmüz Boğazı gerginliği ile askeri olarak göreceli şekilde arttırırken, İran’ın köşeye sıkıştırılmış “bir kedi gibi” çaresiz bir şekilde, Körfez’de ABD varlığını tehdit ederek bir çıkış yolu arama çabasında olduğu da belirtilmektedir. Batı tarafından, İran’ın Hürmüz Boğazı kozunu gündeme getirmesi yapılan baskılardan boğulmasının yansıması olarak ifade edilmektedir. ABD tarafına göre, Hürmüz Boğazı’nı kapatması halinde bundan zararlı çıkacak olan ülkenin İran olacağına dair değerlendirmeler mevcuttur. Çünkü İran’ın ulaşım için başka bir imkânı olmamasına rağmen, Suudi Arabistan, Irak ve Kuveyt’in boru hatları ile Kızıldeniz ve Türkiye üzerinden Akdeniz’e ulaşım imkânlarının mümkün olabileceği düşünülmektedir.
Kodlama | www.nuans.com.tr
© 2011 Siyaset Dergisi