Siyaset:Sayın Milletvekilim, özgeçmişinizden kısaca bahseder misiniz? Bal: 1950 yılında Konya’nın Ilgın ilçesine bağlı Argıthan beldesinde doğdum. İlkokulu Argıthan'da, ortaokulu ve liseyi Akşehir'de okudum. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni bitirdim.
Askerliğimi Siirt'in Pervari ilçesinde yaptım. Siirt, Türkeli, İvrindi, Bursa ve Ankara'da hâkim olarak görev yaptım. Londra Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nde Yabancı Mahkeme Kararlarının Tenfizi ve Tanınması konusunda inceleme yaptım. Adalet Bakanlığı Hukuk İşleri Genel Müdürlüğü ve Personel Genel Müdürlüğü görevlerinde bulundum.
21. Dönemde Konya Milletvekilliği, TBMM İçişleri Komisyon Başkanlığı ve Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi Üyeliği ve 57. Hükümet'te Devlet Bakanlığı görevini üstlendim. MHP Genel Sekreterliği ve daha sonra Genel Başkan Yardımcılığı yaptım, halen Seçim ve Hukuk İşlerinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısıyım. 23. ve 24. dönemde Konya’dan Milletvekili seçildim. Anayasa Uzlaşma Komisyonu üyesiyim. İngilizce bilirim, evliyim ve dört çocuk babasıyım.
Siyaset: Oldukça başarılı bir görev geçmişiniz bulunuyor. Bugün ulaştığınız kariyerinizde temel rol oynayan ve başarınızda etkili olan ana ilkeleriniz ile prensipleriniz nelerdir? Vazgeçemeyeceğiniz temel düşüncelerinizden söz eder misiniz?
Bal: Hangi işi yapacaksam onu ciddiye alırım. Başarmak için de iyi niyetle gayret ederim. Sonucun iyi olacağını düşünürüm. Birlikte çalıştığım insanların da iyi niyetine güvenirim. Gerisinin Cenabı Allahın takdirinde olduğuna inanırım.
Siyaset:Sizin gözünüzden Konya'yı okurlarımıza anlatır mısınız? Konya'nın günümüzde ulaştığı siyasi bilinç ve demokrasi kültürünü nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bal: Konya, tarihte medeniyetlere ve farklı kültürlere beşiklik yaptı. Konya, Anadolu'nun vatanlaştırılmasında stratejik bir görev üstlendi. Orta Asya'dan gelen Türk boylarına ev sahipliği yaptı. Konya‘da toplanan Türk boyları fethedilen Balkan topraklarına uğurlandı.
Konya Selçuklu kültürü ve medeniyetinin beşiği ve Selçuklu İmparatorluğunun başkentidir. İlçesi Beyşehir ise Eşrefoğulları Beyliğine başkentlik yaptı.Konya, Anadolu'nun İslam ile şereflenmesinde önemli bir görev üstlendi, yetiştirdiği Mevlana ve Nasrettin Hoca gibi ilim ve irfan sahibi şahsiyetler sadece Anadolu'yu değil dünyaya ışık saçtı. Konya, böyle önemli bir geçmişe sahip olmasına rağmen bugün önemine mütenasip bir konumda değildir.
Siyaset: Konya'daki vatandaşlarımızdan aldığınız tepkilere göre Konya'nın başlıca sorunları nelerdir? Bu sorunların çözümüne ilişkin görüşlerinizden ve çalışmalarınızdan bahseder misiniz?
Bal: Türkiye'nin yaşadığı genel sorunlar, belki biraz daha ağır olmak üzere, Konya'nın ve Konyalıların da sorunudur. Tarım ve hayvancılık kesiminde yaşanan üretimsizlik ve verimsizlik Konya'da çok ciddi bir işsizliğe ve fakirliğe dönüşmüştür.
Konya bir KOBİ şehri olmasına rağmen sınaî ürünlerin ara mallarının ithalata dayalı olması ve genel olarak da bunların üretiminin %80'ine yakını ithal edilen ara ürünlerden karşılanması sebebiyle tarım ve hayvancılık kesiminden boşalan nüfus sanayide istihdam edilmemiştir. Keza hizmet ve turizm sektörü de yeterince gelişmediğinden işsizlik ve doğal olarak fakirlik önlenememiştir.Tarım, hayvancılık ve devamında tarım sanayi ile bilişim teknolojisinin gelişmesine imkân sağlayacak KOP projesi Mavi Tünel yatırımına indirgenmiş, benzeri GAP projesine ayrılan kaynağın 20'de biri dahi KOP projesine çok görülmüştür. Konyalı yapımı geciken ve açılışı 3 yıl ertelenen hızlı trenle avunmaya mahkûm edilmiştir. Konya'nın tarihi ve tabii zenginlikleri ve güzellikleri iç ve dış turizmin cazibe merkezi haline getirilememiş, yılda bir defa tekrarlanan Şeb-i Aruz törenleri ile yetinilmiştir.
Konya devlet yatırımlarından nüfus, toprak ve ödediği vergi büyüklüğüne mütenasip hakkını alamamış, işsizlik ve fakirlik özel sektörün yatırımları ile hamiyetperver Konyalıların üzerine bırakılmıştır. Konyalı, 2012 yılı bütçesinden Doğu Anadolu Projesine (DAP) 481, Doğu Karadeniz Projesine (DOKAP) 818, Güneydoğu Anadolu Projesine (GAP) 1226 milyon lira ayrılır iken Konya Ovası Projesine (KOP) sadece 233 milyon lira ayrılmasını anlayamamaktadır. Bütün bunların neticesinde her Konyalı işsizlikten, fakirlikten, mazot, elektrik, gübre, tohum, ilaç, yem fiyatlarındaki korkunç artış ile buğday, pancar, arpa, patates, süt ve et ürünlerinin fiyatlarındaki yerinde sayışı mukayese ederek geleceğinden endişe duymaktadır.
Bu sorunlara çare:
Tarım ve hayvancılık için bugün verilen destek derhal iki katına çıkarılmalı, çiftçinin ürettiği ürüne TMO ve Et ve Balık Kurumu aracılığı ile alım garantisi verilmeli, mazot elektrik, gübre, yem ve ilaç üzerindeki vergi yükü kısmen veya tamamen kaldırılmalı, tarım kesimi kaliteli ve ihraç kabiliyeti yüksek ve kârlı ürünlere yönlendirilmeli, tarım işsizlik yaratan sektör olmaktan çıkarılmalıdır. KOP projesine her yıl bir milyar lira ödenek ayrılarak en geç 5 yıl içinde tamamlanmalıdır. KOBİ'lerin ve sanayicilerin kaliteli, marka ve teknoloji yaratan faaliyetleri desteklenmelidir. KOBİ'lerin ve sanayicilerin istihdam yaratan faaliyetleri desteklenmelidir. Ara ürün üreten yatırımlar desteklenmelidir. Konya turizmi 4 mevsime ve her yöreye yayılarak, cazip hale getirilmelidir.
Ayrıca; adalet, eğitim, asayiş, yolsuzluk, yozlaşma, yandaş kayırma gibi temel sorunlar üzerine etkin bir şekilde gidilerek Konyalıların huzur, güven ve refah içinde yaşadığı bir şehir haline getirilmelidir.
Siyaset:Konya'nın ekonomik gelişmesi ve bugün ulaştığı düzeyi nasıl değerlendiriyorsunuz? Konya bir tahıl üretimi merkezi olarak bilinmektedir ancak son yıllarda sanayileşmede hızlı bir gelişme gösterdiği gözlemlenmektedir. Konya ekonomisi yapısal bir değişim göstermektedir. Bu konudaki düşüncelerinizi bizimle paylaşır mısınız? Sizce Konya'nın ekonomik potansiyeli gereğince değerlendirilebiliyor mu?
Bal: Elbette, dünya gelişirken, Türkiye gelişirken Konya'nın yerinde sayacak hali yok. Biraz önce ifade ettiğim gibi, Konya tarım ve hayvancılıktaki çöküş nedeniyle tahıl ambarı olmaktan çıktı. Konyalı müteşebbislerinin cesur ve fedakâr gayretleri ile küçük, orta ve büyük ölçekli sanayide önemli gelişmeler kaydedildi. Ancak mevcut üretim teknolojik eksiklik, ithalata bağımlılık, ara ürün ve ara elaman sıkıntısı sebebiyle kârlı, verimli ve kaliteli hale gelemiyor. Konya sanayi akılcı bir destek ile mevcudunun birkaç katma çıkabilecek kapasitededir.
Siyaset: Başarılı bir hukukçu olarak mesleğinizde isminizden söz ettirdiğiniz ve emin adımlarla ilerlediğiniz bir dönemde siyasete atılma fikriniz nasıl oluştu ya da sizi siyasete yönelten etkenler neler olmuştur? Bu yolda MHP ile tanışma süreciniz nasıl şekillendi ve MHP tercihinizde neler rol oynadı?
Bal: Hâkimlik sevdiğim ve haz duyarak çalıştığım bir meslekti. İngiltere'den araştırmamı tamamlayarak döndükten sonra Ankara Hâkimliğine, bir süre sonra da Adalet Bakanlığı Hukuk İşleri Genel Müdürlüğüne ve sonra Personel Genel Müdürlüğüne atandım. Burada 4 ayrı partinin Adalet Bakanı ile çalıştım. Adalet Bakanlığında kalite yönetimi, otomasyon, dokümantasyon ve reorganisazyon gibi projelerini uyguladım. Ancak Sayın Oltan Sungurlu'nun görünürde erken seçim gerekçesi ile gerçekte 28 Şubatçıların baskısı ile görevinden ayrılmasından sonra yerine atanan Adalet Bakanı 28 Şubat'ın etkisi ile çalışma ortamını bozdu. Bizzat şahsıma yönelik hasmane tutumu sebebiyle görevden alındım ve bu kabil uygulamalar ile mücadele etmek için kulvar değiştirmeye karar verdim ve siyasete atıldım.
MHP ile tanışıklığım 1969 senesine kadar uzanır. MHP, milli ve manevi değerlere saygılı bir genç olarak yetişmeme fikri katkıda bulundu. Politikaya atılmaya karar verdiğim 1998 yılı itibariyle MHP Meclis dışında idi. 1999 seçimlerinde geniş katılımlı bir ön seçim yapıldı. Kişilik yapıma, inanç değerlerime uygun olduğu için MHP'nden aday adayı oldum. Ön seçimde liste başında yer aldım, sonra Milletvekilliği ve devamı geldi.
Siyaset: Bir hukukçu ve Anayasa Uzlaşma Komisyonu üyesi olarak, dünyanın en çok anayasa yapan ülkelerinden biri olan Türkiye'de Anayasa değişikliği çalışma sürecini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bal: 21. yüzyılın başında dünyada önemli gelişmeler olmaktadır. Ülkelerin sınırları, yönetim şekilleri değişmektedir. Ortadoğu merkezli bir proje yürürlüktedir. Tunus, Libya, Mısır'dan sonra sırada diğer ülkeler bulunmaktadır. Ekonomik kriz Avrupa'yı sardı. Yunanistan, İtalya, İspanya, Portekiz ekonomileri çöküş içindedir. Avrupa Birliği kendini sorgulamaktadır. Böyle bir süreçte küresel güçler küresel ihtirasa dönüşerek pembe, turuncu ayaklanmaları, Arap Baharı'nı Türkiye'ye sirayet ettirme tehlikesi bulunmaktadır. Yaşanan bölücü terörde bu tehlikenin ciddiyetini ortaya koymaktadır. İşte böyle bir dönemde milletvekili olmak ve Anayasa Uzlaşma Komisyonu'nda görev almak çok ciddi sorumlulukları üstlenmek anlamına gelmektedir. Ülkemizde 12 Haziran Seçimlerinden sonra halkın 1982 Anayasasını değiştirme beklentisi güçlü bir şekilde ortaya çıkmıştır. Bu beklentiyi karşılamak ve vatandaşın temel hak ve hürriyetlerini evrensel standartlara ulaştırmak, demokrasi ile cumhuriyeti bağdaştırmak, devletin değerleri ile milletin milli ve manevi değerlerini bağdaştırmak, devlet organlarını bir biri ile çatışan değil, hizmette yarışan kurumlar haline getirmek, üniter devlet yapısını ve Türk Milletinin bütünlüğünü korumak, parlamenter demokratik sistemin denge ve denetim mekanizmalarını hakkaniyete uygun bir şekilde oluşturmak ve yargıyı gerçekten bağımsız ve tarafsız hale getirmek Meclis'te gurubu bulunan partilerin sorumluluğundadır.
MHP bu sorumluluğun idrakindedir. İyi niyetle ve samimiyetle hareket etmektedir. Partimizin bu tavrı aynen Anayasa Uzlaşma Komisyonu'na da yansımaktadır. Biz, üç aşamalı bir hazırlık yaptık. İlk olarak, son 30 yılda dünyada anayasa değişikliği yapan ülkeleri inceledik. Sonra Türkiye'nin anayasa geçmişini analiz ettik. Daha sonra kamuoyuna yansıyan anayasa değişikliği tekliflerini değerlendirdik. Anlattığım bu perspektif dâhilinde yol haritamızı belirledik.
Beş anayasa yapan bir ülke olarak dünyanın en tecrübeli ve en çok bedel ödeyen ülkesi olarak yeni bir anayasa arifesinde tarihin tekerrür etmemesi için şu hususları açıklamak gerekmektedir:
Türkiye 135 yıldır anayasa tartışmaktadır. Türkiye anayasa tartışmalarına paralel olarak, 135 yıldır, iç ve dış güçlerin amansız mücadelesine sahne olmuş, yakın tarihimiz bu mücadeleye göre şekillenmiştir.
Bu süre içinde Türkiye beş anayasa yapmıştır.İlk Anayasamız 1876 tarihlidir.1856 Paris Antlaşması ile Batılı devletlerin dayatması sonucu Osmanlı İmparatorluğu’nu kurtarmak amacı ile kabul edilmiş,fakat imparatorluğun çökmesini hızlandıran sebeplerden biri olmuş,toprakları üstünde onlarca yeni devlet kurulmuş,Anadolu dahi işgal edilmiştir.Bugün bu tecrübeden ders almamız gerekmektedir.Tarihin tekerrür etmemesi için,dayatma değil,millet iradesine dayalı bir anayasa yapmalıyız,çok hukuklu taleplere karşı ülke ve millet bütünlüğümüzü korumalıyız.
İkinci Anayasamız 1921 tarihlidir. Osmanlı İmparatorluğu'nun çökmesi üzerine düveli muazzamaya karşı verilen Kurtuluş Mücadelesi sonunda Türkiye Devletini kuran anayasadır.
İmparatorluk topraklarının işgal edilmesi ve üzerinde onlarca devlet kurulmasından sonra, Türk Milleti; önce Meclisi kurmuş, TBMM Kurtuluş Savaşı vermiş ve bu Anayasa ile imparatorluk bakiyesinden milli ve üniter bir devlet yaratmıştır. Bugün bu tecrübeden yararlanmamız gerekmektedir. Tarihin tekerrür etmemesi ve yeni bir kurtuluş savaşına mecbur ve mahkûm olmamak için, Türkiye Devletinin kuruluş felsefesinden taviz vermemeliyiz.
Üçüncü Anayasamız 1924 tarihli Türkiye Devletinin siyasi yapısını şekillendiren anayasadır. Bu anayasamız,çöken Osmanlı İmparatorluğu ,nun yerine kurulan milli ve üniter Türkiye Devleti’nin yönetim şeklini parlamenter demokrasi ve Cumhuriyet olarak tespit etmiştir.Bugün bu tecrübeden yararlanmamız gerekmektedir.Tarihin tekerrür etmemesi için,eşit vatandaşlık esasına ve millet hâkimiyetine dayanan cumhuriyetin temel niteklerini korumalıyız.
Dördüncü Anayasamız 1961 tarihli Demokrat Partiyi iktidardan indiren millet iradesine göre azınlıkta olan;CHP eğilimli bir siyasi düzen yaratan,millet vicdanını yaralayan 1960 darbesinin ürünüdür.
Beşinci Anayasamız 1982 darbe sebepleri arasında sayılan ve Türkiye'ye bol gelen 1961 Anayasasının yarattığı devlet organları arasındaki uyumsuzluk ve otorite boşluğu yerine millet iradesini ölçüsüz şekilde sınırlandıran 12 Eylül darbesinin anayasasıdır.
Bu iki darbenin yanı sıra demokrasimiz üç askeri müdahaleye maruz kalmış ve önemli anayasa değişiklikleri de bu muhtıralardan sonra gerçekleştirilmiştir. Bugün bu tecrübeden de yararlanmamız gerekmektedir.
Anayasa yapım sürecinde, tarihin tekerrür etmemesi ve yeni darbe ve muhtıralar ile karşılaşmamamız için tepeden inme değil milletin iradesini esas almalıyız. Darbe ve muhtıralar ile devletine küsen milletin gönlünü almalıyız, millet ile devleti barıştıran milletin milli ve manevi değerleri ile devletin değerlerini çakıştıran değil bağdaştıran bir anayasa yapmalıyız. Beş anayasanın yapıldığı tarihi süreçte; devlet ve millet olarak ödediğimiz bedelleri hatırlatmakta yarar vardır.
1876 Anayasası ile Osmanlı millet bütünlüğü bozuldu, bir imparatorlukkaybettik. Bu Anayasa'nın yapımı için Osmanlı'yı zorlayan ve aynı zamanda 1856 Paris Antlaşması ile toprak bütünlüğünü korumayı taahhüt eden Avrupa devletleri Kafkaslar'da, Balkanlar'da, Arap Yarımadası'nda, Kuzey Afrika'da isyanları teşvik etti, Osmanlının başşehri İstanbul dâhil üç kıtadaki topraklarını işgal etti. Milyonlarca şehit ve gazi verdik, vatan toprağı kaybettik, evladı fatihan Anadolu'ya göç etti, bir kısmı esarete, zulmete mahkûm oldu. Osmanlı toprakları üzerinde onlarca devlet kuruldu. İşte bu felaketi hazırlayan sebeplerden birisi de Batılı devletlerin dayatması ile kabul edilen 1876 anayasa’sıdır. Yeni anayasa tartışmalarında, etnik bölücülüğün millet bütünlüğünü nasıl tahrip ettiğini, 36 mozaik, Türkiyelilik, alt-kimlik üst-kimlik söylemini ve PKK terörüne karşı başlatılan açılım adı altındaki yıkım planını herkes iyi anlamalıdır!
1921 Anayasası ile Türk Milleti, Osmanlı İmparatorluğu'nun çöküşünden sonra, düveli muazzamaya karşı verilen Kurtuluş Savaşı sonunda Türkiye Devleti'ni kurmuştur. Bu anayasayla, çok milletli, çok hukuklu imparatorluk düzeninden milli ve üniter bir devlet yapısına geçildi.
Herkes; düveli muazzama denilen ve bugün yeniden karşımıza küresel güçler olarak çıkan devletlerin Osmanlıyı niçin parçaladıklarını, neden Anadolu'yu işgal ettiklerini, Türk Milletinin hangi şartlar altında Kurtuluş Savaşı yaptığını hatırlamalıdır! Herkes; anayasatartışması adı altında, millet bütünlüğünü tahrip edenleri, etnik kimlikleri tahrik edenleri, çok kimlikli ve çok hukuklu bir devlet hayali kuranları fark etmelidir!
Herkes; Osmanlının ödediği bedeli bu defa Türkiye'ye ödetmek isteyenleri tanımalıdır!
Türkiye Devletinin kurucu felsefesinden vazgeçilmemelidir!
1924 Anayasası, Kurtuluş Savaşı ile kurulan Türkiye Devletinin siyasi rejimini parlamenter demokrasi ve Cumhuriyet olarak kabul etmiştir. Osmanlı'nın çok hukuklu reaya, tebaa ve kul düzeninden milli ve üniter devlet düzenine, millet iradesinin hâkimiyetine ve eşit vatandaşlık haklarına ulaşıldı. O dönemde, dünyada komünist ve ırkçı faşist diktatörlükler vatandaşları üzerinde insanlık dışı baskı ve şiddet uygularken, yeryüzünü kana boyarken, Türkiye çağının en ileri insani değerlerini, temel hak ve hürriyetleri vatandaşlarına sundu. Herkes; din, dil, ırk, zümre ve siyasi düşünce farkı gözetilmeksizin eşit haklara sahip birinci sınıf vatandaş olarak yaşamanın huzurunu hissetmelidir! Herkes; hâkimiyetin kayıtsız ve şartsız Millete ait olduğunu hatırlamalıdır!
Cumhuriyetin temel niteliklerinden vazgeçilmemelidir! 1961 Anayasası, 27 Mayıs İhtilalı’nın ürünüdür. Millet iradesi ile iktidar olan Başbakan Rahmetli Menderes ve arkadaşlarının Yassıada Mahkemesi'nde "sizi buraya getiren güç böyle istiyor"anlayışı ile idam sehpasına gönderilişini yaşadık; millet vicdanı sızladı, Türk milleti kendi devletine küstürüldü. Herkes; DemokratPartiyi iktidardan indiren askeri darbenin bu Anayasa ile CHP eğilimli azınlık tahakkümünün acı sonuçlarını hatırlamalıdır! Herkes; bu anayasa ile milli ve manevi değerleri ile çatışan bir devlet yapısının ortaya çıkarıldığını ve yönetilemez hale gelen Türkiye'nin anarşi ortamına sürüklendiğini hatırlamalıdır! Herkes; bu Anayasanın Türkiye'ye bol geldiğini ve 12 Eylül darbesine zemin hazırladığını unutmamalıdır!
1982 Anayasası 12 Eylül darbesinin ürünüdür. Bu Anayasa, ülkemize bol geldiği ileri sürülen 1961 Anayasasının yarattığı yönetilemez Türkiye'yi otoriter bir anlayış ile yeniden tanzim etti, demokratik standartları geriye götürdü. Herkes; Türk Ordusunun gücünü demokrasiyi yok etmek için kullanan darbecilerin Türkiye'yi sürüklediği felaketi hatırlamalıdır! Herkes; bu Anayasanın da Türkiye'ye dar geldiğini unutmamalıdır! 12 Mart 1971, 28 Şubat 1997 ve 27 Nisan 2007 askeri müdahaleleri yapıldı; demokrasi kesintiye uğradı. Herkes; askeri müdahalelerin demokrasiye balans ayarı yapamayacağını anlamalıdır!
Yeni anayasa darbe ve muhtıra iradesine değil millet iradesine dayanmalıdır! Türkiye, yaşadığı bu tarihi süreçte; dünyanın en çok anayasa yapan ve yaptığı anayasaları en çok değiştiren ülkesi unvanını kazanmıştır. Türkiye, aynı zamanda anayasa yapımında ve değişikliğinde dünyanın en büyük bedel ödeyen ülkesi unvanını da elde etmiştir. Bu sebeple ödediğimiz bedelleri dikkate alarak, tarihin tekerrür etmemesi için tarihi tecrübelerimizden yararlanmalıyız.
Milliyetçi Hareket Partisi bu tarihi derinliği 21. Yüzyılın evrensel insanlık değerleri ile bağdaştırarak, son 30 yılda diğer devletlerin yaptıkları anayasaları analiz ederek ve kamuoyuna yansıyan muhtelif anayasa taslaklarını da değerlendirerek görüşünü hazırlamıştır. Yeni anayasa insan şeref ve haysiyetini esas almalı, temel hak ve hürriyetlerin bireysel kullanımında evrensel standartlara ulaşmalıdır. Bu kapsamda; din, dil, ırk, cinsiyet, sosyal zümre ve siyasi düşünce farklılığı sebebiyle her türlü ayrımcılık ve ötekileştirmeye karşı bütün vatandaşların eşitliği esas alınmalıdır.
Yaşama ve mülkiyet, varlığını ve kişiliğini koruma ve geliştirme, kişi hürriyeti ve güvenliği, din ve vicdan hürriyeti, düşüncesini açıklama ve yayma hakkı, özel hayatın gizliliği ve konut dokunulmazlığı, adil yargılanma, yerleşme ve seyahat etme, toplantı ve gösteri, siyasi parti, dernek ve sendika kurma, sivil toplum faaliyetlerinde bulunma, Çalışma ve dinlenme, bilgi edinme ve yönetime katılma (yönetişim),gibi herkesin kişiliğine bağlı dokunulamaz ve devredilemez temel hak ve hürriyetleri, 21.yüzyılın evrensel standartlarda anayasa güvencesi altına alınmalıdır.
Laiklik ilkesi ile din ve vicdan hürriyetinin biri diğerini tamamlayan iki temel unsur olarak kabul edilmelidir. Anayasada başta başörtüsü olmak üzere vatandaşın inanç hürriyeti anayasal güvenceye alınmalıdır. Basın hürriyeti evrensel standartlara kavuşturulmalıdır. Vatandaşın gerçek ve güncel olaylar hakkında doğru haber alma hakkı ile basın mensuplarının bunları kamuoyuna iletme görevinin hayata geçirilmesindeki engeller kaldırılmalıdır. Basının açık ve örtülü olarak sansürüne, kamu gücü kullanılarak oto- kontrol adı altında siyasi baskı altına alınmasına, kamu kaynakları kullanılarak yandaş basın yaratılmasına karşı anayasal tedbirler alınmalıdır.
Özel teşebbüs, serbest rekabet ve piyasa ekonomisi anayasal güvenceye kavuşturulmalıdır. Ekonominin verimli, üretken, marka ve teknoloji yaratan bir kapasiteye ulaştırılması için teşvik ve yatırım ortamının iyileştirilmeli, çalışma barışı ve vergi adaleti, sendikal faaliyetleri, grev ve lokavt hakkı evrensel standartlarda anayasa güvencesine alınmalıdır.
Aile, kadınlar, engelliler, gençler, çocuklar, yaşlılar, şehit dul ve yetimleri, gaziler ve muhtaçlar Anayasal koruma altına alınmalıdır. Sağlıklı bir toplum olarak geleceği kucaklayabilmek için devletin şefkatli ve merhametli elini muhtaç durumdaki kesimlere uzatması gerekmektedir.
Eğitim Türkçe yapıl malı ve fırsat eşitliği ve devletin her ferdine bu imkânı sunma sorumluluğu anayasada yer almalıdır. Her kademede eğitimin bilgi çağının gereklerine uygun verilmesi için başta YÖK olmak üzere eğitim kurumları evrensel standartlara uygun olarak Anayasada yeniden düzenlenmeli ve sosyal bir sorun haline gelen başörtüsü eğitim hakkını enleyen bir sorun olmaktan çıkarılmalıdır.
Türkiye Devletinin kuruluş felsefesinden sapılmamalıdır. Herkes, anayasa değişikliğinde; Osmanlı İmparatorluğu'nun çökme sebeplerini ve Kurtuluş Savaşı şartlarını iyi değerlendirmeli, Türkiye Devletinin kuruluş felsefesinden taviz verilmemelidir. Milletin bölünmez bütünlüğü tartışılmamalıdır.
Herkes, vatandaşlarımızın aynı milletin ferdi olmaktan gurur duyacağı, ayrışmayı değil bütünleşmeyi, farklılaşmayı değil kucaklaşmayı, kutuplaşmayı değil kaynaşmayı sağlayacak bir anayasayı hedef almalıdır. Birbirinden uzaklaşmamış, birbirine yabancılaşmamış bir millet yapısı ile etnik köken, inanç, mezhep gibi özelliklerin milli kimliğin ve bin yıllık kardeşliğin zenginliği olarak gören ve her türlü ayrımcılığı ret eden bir toplum hayatına kavuşulması hedefi benimsenmelidir.
Etnik kimliklere siyasi ve hukuki statü tanınması, kişi hak ve özgürlüklerinin etnik temelli kolektif haklara dönüştürülmesi, Türkçe dışındaki dillerde anadil olarak eğitim yapılması ve yeni azınlıklar yaratılması, vatandaşlık maddesinin değiştirilmesi ve Türk Milleti vurgusunun anayasadan çıkarılması talepleri Millet bütünlüğünü ve Milli ve Üniter devlet yapısını bozucu niteliktedir.
Üniter devlet yapısı tartışılmamalıdır. Anayasada; Devletin merkezi yönetim ve yerel yönetim organlarının çatışmadan uyum içinde yeniden yapılandırılmalı,
kamu hizmetlerinin etkin ve verimli bir şekilde sunulmasında, kurum ve kuruluşların vatandaşa eşit, kaliteli ve verimli hizmet anlayışı ile hareket etme zorunluluğu güvenceye alınmalıdır. Mahalli idarelerin güçlendirilmesi adı altında Türkiye'nin idari yapısının değiştirilerek, yerel yönetimlerin mahalli parlamento olarak çalışacağı özerk bölgelere, Türkiye'nin huzur ve güvenliğini tehlikeye düşürecek, etnik bölücülüğün önünü açacak ve bölücü terörün siyasi gündemine ve emellerine hizmet edecek şekilde üniter devlet kavramının içi boşaltılmamalıdır.
Cumhuriyetin temel ilkeleri tartışılmamalıdır. Anayasa, demokrasi ve Cumhuriyet değerlerini evrensel standartlarda bağdaştırmalı, Cumhuriyet'in temel nitelikleri ve ilk üç madde aynen korunmalıdır.
Parlamenter sisteme dayalı demokrasiden vazgeçilemez. Yasama, yürütme ve yargı erklerinin ayrılığı ilkesi korunmalı ve bu üç erkin çatışmadan uyum içinde çalıştırılabilmesi için denge ve denetim mekanizmaları sağlıklı bir şekilde oluşturulmalıdır. Hukuk devleti, hukukun üstünlüğü ilkeleri evrensel standartlarakavuşturulmalıdır. Yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığı, hâkim teminatı ve tabii hâkimlik ilkesi evrensel standartlara uygun olarak anayasal güvenceye kavuşturulmalıdır. Parlamenter demokrasinin denge ve denetim mekanizmalarının iyi işleyebilmesi, hukukun üstünlüğü ve hukuk devleti ilkelerinin hayata geçirilebilmesi için yargı gerçekten bağımsız ve gerçekten tarafsız hale getirilmelidir. Türk milleti adına karar veren yargı CHP'nin arka bahçesi, AKP'nin ön bahçesi olmaktan kurtarılmalıdır. Tarihin tekerrürünü önlemek için herkes ödediğimiz bedelleri dikkate almalı, tarihi tecrübeleri göz önünde bulundurmalıdır.
Siyaset:Hukuk alanından Meclise giren bir milletvekili olarak bu alanda gerçekleştirmek istediğiniz projeleriniz var mı? Varsa nelerdir?
Bal: Elbette var. Yargıyı siyasi etkilerden kurtararak, hukuk devleti ve hukukun üstünlüğü ilkelerini hayata geçirebilecek, herkesin günü geldiğinde güvenli bir liman olarak sığınabileceği bağımsız ve tarafsız hale getirmek için hayallerim ve bunları gerçekleştirmeye yönelik projelerim var. Bunları siyasi intihale uğramamaları için Milli Yargı adı altında notere tasdik ettirerek Partime sundum. Bir hayli teferruatlıdır. Size başlıklarından bahsedeyim. Suç ve uyuşmazlık ortamı ile mücadele için data mining teknolojisini verisayar adı ile yargının hizmetine sunmak.
Uyuşmazlıkları yargıya gitmeden çözüme kavuşturmak. Yargılama sürecinde tarafları sulh olmaya teşvik etmek. Yapay zekâ tekniği ile yargıda usul hatalarını minimize etmek. Yargının reorganizasyonu, otomasyonu, standardizasyonu ve dokümantasyonu ile motivasyonu projeleri bulunmaktadır.
Siyaset:Son olarak okuyucularımızla paylaşmak istediğiniz hususlar nelerdir?
Bal: Bu imkânı yarattığınız için size ve Siyaset Dergisi çalışanlarına, yöneticilerine okuyucularına teşekkür eder, başarılar ve yeni yılda mutluluklar dilerim.
Kodlama | www.nuans.com.tr
© 2011 Siyaset Dergisi