• Sayı: Şubat 2012

Siyaset:Sayın Milletvekilim, özgeçmişinizden kısaca bahseder misiniz?  Bal: 1950 yılında Konya’nın Ilgın ilçesine bağlı Argıthan beldesinde doğdum. İlkokulu Argıthan'da, ortaokulu ve liseyi Akşehir'de okudum. İs­tanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni bitirdim.

 

Askerliğimi Siirt'in Pervari ilçesinde yaptım. Siirt, Türkeli, İvrindi, Bursa ve Ankara'da hâkim olarak görev yaptım. Londra Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nde Yabancı Mahkeme Kararlarının Tenfizi ve Ta­nınması konusunda inceleme yaptım. Adalet Bakanlığı Hukuk İşleri Genel Müdürlüğü ve Personel Genel Müdürlüğü görevlerinde bulundum.

21. Dönemde Konya Milletvekilliği, TBMM İçişleri Komisyon Başkanlığı ve Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi Üyeliği ve 57. Hükümet'te Devlet Bakanlığı görevini üstlendim. MHP Genel Sekreterliği ve daha sonra Genel Başkan Yardımcılığı yaptım, halen Seçim ve Hukuk İşlerinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısıyım. 23. ve 24. dönemde Konya’dan Milletvekili seçildim. Anayasa Uzlaşma Komisyonu üyesiyim. İngilizce bi­lirim, evliyim ve dört çocuk babasıyım.

Siyaset: Oldukça başarılı bir görev geçmişiniz bulunuyor. Bugün ulaştığınız kariyerinizde temel rol oynayan ve başarınızda etkili olan ana ilkeleri­niz ile prensipleriniz nelerdir? Vazgeçemeyeceğiniz temel düşüncelerinizden söz eder misiniz?

Bal: Hangi işi yapacaksam onu ciddiye alırım. Ba­şarmak için de iyi niyetle gayret ederim. Sonucun iyi olacağını düşünürüm. Birlikte çalıştığım insanların da iyi niyetine güvenirim. Gerisinin Cenabı Allahın tak­dirinde olduğuna inanırım.

Siyaset:Sizin gözünüzden Konya'yı okurları­mıza anlatır mısınız? Konya'nın günümüzde ulaş­tığı siyasi bilinç ve demokrasi kültürünü nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bal: Konya, tarihte medeniyetlere ve farklı kül­türlere beşiklik yaptı. Konya, Anadolu'nun vatanlaştırılmasında stratejik bir görev üstlendi. Orta Asya'dan gelen Türk boylarına ev sahipliği yaptı. Konya‘da toplanan Türk boy­ları fethedilen Balkan topraklarına uğurlandı.

Konya Selçuklu kültürü ve medeniyetinin beşiği ve Selçuklu İmparatorluğunun başkentidir. İlçesi Beyşehir ise Eşrefoğulları Beyliğine başkentlik yaptı.Konya, Anadolu'nun İslam ile şereflenmesinde önemli bir görev üstlendi, yetiştirdiği Mevlana ve Nasrettin Hoca gibi ilim ve irfan sahibi şahsiyetler sadece Ana­dolu'yu değil dünyaya ışık saçtı. Konya, böyle önemli bir geçmişe sahip olmasına rağmen bugün önemine mütenasip bir konumda değildir.

Siyaset: Konya'daki vatandaşlarımızdan aldığı­nız tepkilere göre Konya'nın başlıca sorunları ne­lerdir? Bu sorunların çözümüne ilişkin görüşlerinizden ve çalışmalarınızdan bahseder mi­siniz?

Bal: Türkiye'nin yaşadığı genel sorunlar, belki biraz daha ağır olmak üzere, Konya'nın ve Konyalı­ların da sorunudur. Tarım ve hayvancılık kesiminde yaşanan üretimsizlik ve verimsizlik Konya'da çok ciddi bir işsizliğe ve fakirliğe dönüşmüştür.

Konya bir KOBİ şehri olmasına rağmen sınaî ürünlerin ara mal­larının ithalata dayalı olması ve genel olarak da bunların üretiminin %80'ine yakını ithal edilen ara ürünlerden karşılanması sebebiyle tarım ve hayvancılık kesimin­den boşalan nüfus sanayide istihdam edilmemiştir. Keza hizmet ve turizm sektörü de yeterince gelişmediğinden işsizlik ve doğal olarak fakirlik önlenememiştir.Tarım, hayvancılık ve devamında tarım sanayi ile bilişim teknolojisinin gelişmesine imkân sağlayacak KOP projesi Mavi Tünel yatırımına indirgenmiş, ben­zeri GAP projesine ayrılan kaynağın 20'de biri dahi KOP projesine çok görülmüştür. Konyalı yapımı geciken ve açılışı 3 yıl ertele­nen hızlı trenle avunmaya mahkûm edilmiştir. Konya'nın tarihi ve tabii zenginlikleri ve güzellikleri iç ve dış turizmin cazibe merkezi haline getirilememiş, yılda bir defa tekrarlanan Şeb-i Aruz törenleri ile yetinilmiştir.

Konya devlet yatırımlarından nüfus, toprak ve ödediği vergi büyüklüğüne mütenasip hakkını alama­mış, işsizlik ve fakirlik özel sektörün yatırımları ile hamiyetperver Konyalıların üzerine bırakılmıştır. Kon­yalı, 2012 yılı bütçesinden Doğu Anadolu Projesine (DAP) 481, Doğu Karadeniz Projesine (DOKAP) 818, Güneydoğu Anadolu Projesine (GAP) 1226 milyon lira ayrılır iken Konya Ovası Projesine (KOP) sadece 233 milyon lira ayrılmasını anlayamamaktadır. Bütün bun­ların neticesinde her Konyalı işsizlikten, fakirlikten, mazot, elektrik, gübre, tohum, ilaç, yem fiyatlarındaki korkunç artış ile buğday, pancar, arpa, patates, süt ve et ürünlerinin fiyatlarındaki yerinde sayışı mukayese ederek geleceğinden endişe duymaktadır.

Bu sorunlara çare:

Tarım ve hayvancılık için bugün verilen destek derhal iki katına çıkarılmalı, çiftçinin ürettiği ürüne TMO ve Et ve Balık Kurumu aracılığı ile alım garantisi veril­meli, mazot elektrik, gübre, yem ve ilaç üzerindeki vergi yükü kısmen veya tamamen kaldırılmalı, tarım kesimi kaliteli ve ihraç kabiliyeti yüksek ve kârlı ürünlere yönlendirilmeli, tarım işsizlik yaratan sektör olmaktan çıkarılmalıdır. KOP projesine her yıl bir milyar lira ödenek ayrılarak en geç 5 yıl içinde tamamlanmalıdır. KOBİ'lerin ve sanayicilerin kaliteli, marka ve teknoloji yaratan faaliyetleri desteklenmelidir. KOBİ'lerin ve sanayicilerin istihdam yaratan faaliyet­leri desteklenmelidir. Ara ürün üreten yatırımlar desteklenmelidir. Konya turizmi 4 mevsime ve her yöreye yayılarak, cazip hale getirilmelidir.

Ayrıca; adalet, eğitim, asayiş, yolsuzluk, yoz­laşma, yandaş kayırma gibi temel sorunlar üzerine etkin bir şekilde gidilerek Konyalıların huzur, güven ve refah içinde yaşadığı bir şehir haline getiril­melidir.

Siyaset:Konya'nın ekonomik gelişmesi ve bugün ulaştığı düzeyi nasıl değerlendiriyorsunuz? Konya bir tahıl üretimi merkezi olarak bilinmekte­dir ancak son yıllarda sanayileşmede hızlı bir ge­lişme gösterdiği gözlemlenmektedir. Konya ekonomisi yapısal bir değişim göstermektedir. Bu konudaki düşüncelerinizi bizimle paylaşır mısınız? Sizce Konya'nın ekonomik potansiyeli gereğince değerlendirilebiliyor mu?

Bal: Elbette, dünya gelişirken, Türkiye gelişirken Konya'nın yerinde sayacak hali yok. Biraz önce ifade ettiğim gibi, Konya tarım ve hayvancılıktaki çöküş ne­deniyle tahıl ambarı olmaktan çıktı. Konyalı müte­şebbislerinin cesur ve fedakâr gayretleri ile küçük, orta ve büyük ölçekli sanayide önemli gelişmeler kaydedildi. Ancak mevcut üretim teknolojik eksiklik, ithalata bağımlılık, ara ürün ve ara elaman sıkıntısı sebebiyle kârlı, verimli ve kali­teli hale gelemiyor. Konya sanayi akılcı bir destek ile mevcudunun birkaç katma çıkabi­lecek kapasitededir.

Siyaset: Başarılı bir hukukçu olarak mesleğinizde isminizden söz ettirdiğiniz ve emin adımlarla ilerlediğiniz bir dönemde siyasete atılma fikriniz nasıl oluştu ya da sizi siyasete yönelten etkenler neler olmuştur? Bu yolda MHP ile tanışma süreciniz nasıl şekillendi ve MHP tercihinizde neler rol oy­nadı?

Bal: Hâkimlik sevdiğim ve haz duyarak çalıştığım bir meslekti. İn­giltere'den araştırmamı tamamla­yarak döndükten sonra Ankara Hâkimliğine, bir süre sonra da Adalet Bakanlığı Hukuk İşleri Genel Müdürlüğüne ve sonra Per­sonel Genel Müdürlüğüne atan­dım. Burada 4 ayrı partinin Adalet Bakanı ile çalıştım. Adalet Bakanlı­ğında kalite yönetimi, otomasyon, dokümantasyon ve reorganisazyon gibi projelerini uyguladım. Ancak Sayın Oltan Sungurlu'nun görünürde erken seçim gerekçesi ile gerçekte 28 Şubatçıların baskısı ile görevinden ay­rılmasından sonra yerine atanan Adalet Bakanı 28 Şubat'ın etkisi ile çalışma ortamını bozdu. Bizzat şahsıma yö­nelik hasmane tutumu sebebiyle görevden alındım ve bu kabil uy­gulamalar ile mücadele etmek için kulvar değiştirmeye karar verdim ve siyasete atıldım.

MHP ile tanışıklığım 1969 se­nesine kadar uzanır. MHP, milli ve manevi değerlere saygılı bir genç olarak yetişmeme fikri katkıda bulundu. Politikaya atılmaya karar verdiğim 1998 yılı itibariyle MHP Meclis dışında idi. 1999 seçimlerinde geniş katılımlı bir ön seçim yapıldı. Kişilik yapıma, inanç değerlerime uygun olduğu için MHP'nden aday adayı oldum. Ön seçimde liste başında yer aldım, sonra Milletvekilliği ve devamı geldi.

Siyaset: Bir hukukçu ve Anayasa Uzlaşma Ko­misyonu üyesi olarak, dünyanın en çok anayasa yapan ülkelerinden biri olan Türkiye'de Anayasa de­ğişikliği çalışma sürecini nasıl değerlendiriyorsu­nuz?

Bal: 21. yüzyılın başında dünyada önemli gelişme­ler olmaktadır. Ülkelerin sınırları, yönetim şekilleri de­ğişmektedir. Ortadoğu merkezli bir proje yürürlüktedir. Tunus, Libya, Mısır'dan sonra sırada diğer ülkeler bulunmaktadır. Ekonomik kriz Avrupa'yı sardı. Yunanistan, İtalya, İspanya, Portekiz ekonomi­leri çöküş içindedir. Avrupa Birliği kendini sorgula­maktadır. Böyle bir süreçte küresel güçler küresel ihtirasa dönüşerek pembe, turuncu ayaklanmaları, Arap Baharı'nı Türkiye'ye sirayet ettirme tehlikesi bu­lunmaktadır. Yaşanan bölücü terörde bu tehlikenin ciddiyetini ortaya koymaktadır. İşte böyle bir dö­nemde milletvekili olmak ve Anayasa Uzlaşma Komis­yonu'nda görev almak çok ciddi sorumlulukları üst­lenmek anlamına gelmektedir. Ülkemizde 12 Haziran Seçimlerinden sonra halkın 1982 Anayasasını değiş­tirme beklentisi güçlü bir şekilde ortaya çıkmıştır. Bu beklentiyi karşılamak ve vatandaşın temel hak ve hür­riyetlerini evrensel standartlara ulaştırmak, demokrasi ile cumhuriyeti bağdaştırmak, devletin değerleri ile milletin milli ve manevi değerlerini bağdaştırmak, devlet organlarını bir biri ile çatışan değil, hizmette yarışan kurumlar haline getirmek, üniter devlet yapısını ve Türk Milletinin bütünlüğünü koru­mak, parlamenter demokratik sistemin denge ve de­netim mekanizmalarını hakkaniyete uygun bir şekilde oluşturmak ve yargıyı gerçekten bağımsız ve tarafsız hale getirmek Meclis'te gurubu bulunan partilerin sorumluluğundadır.

MHP bu sorumluluğun idrakindedir. İyi niyetle ve samimiyetle hareket etmektedir. Partimizin bu tavrı aynen Anayasa Uzlaşma Komisyonu'na da yan­sımaktadır. Biz, üç aşamalı bir hazırlık yaptık. İlk olarak, son 30 yılda dünyada anayasa de­ğişikliği yapan ülkeleri inceledik. Sonra Türkiye'nin anayasa geçmi­şini analiz ettik. Daha sonra ka­muoyuna yansıyan anayasa değişikliği tekliflerini değerlendirdik. Anlattığım bu perspektif dâhilinde yol haritamızı belirledik.

Beş anayasa yapan bir ülke ola­rak dünyanın en tecrübeli ve en çok bedel ödeyen ülkesi olarak yeni bir anayasa arifesinde tarihin tekerrür etmemesi için şu hususları açıkla­mak gerekmektedir:

Türkiye 135 yıldır anayasa tartışmaktadır. Tür­kiye anayasa tartışmalarına paralel olarak, 135 yıldır, iç ve dış güçlerin amansız mücadelesine sahne olmuş, yakın tarihimiz bu mücade­leye göre şekillenmiştir.

Bu süre içinde Türkiye beş anayasa yap­mıştır.İlk Anayasamız 1876 tarihlidir.1856 Paris Antlaşması ile Batılı devletlerin dayatması sonucu Osmanlı İmparatorluğu’nu kurtarmak amacı ile kabul edilmiş,fakat imparatorluğun çökmesini hızlandıran sebeplerden biri olmuş,toprakları üstünde onlarca yeni devlet kurulmuş,Anadolu dahi işgal edilmiştir.Bugün bu tecrübeden ders almamız gerekmektedir.Tarihin tekerrür etmemesi için,dayatma değil,millet iradesine dayalı bir anayasa yapmalıyız,çok hukuklu taleplere karşı ülke ve millet bütünlüğümüzü korumalıyız.

 İkinci Anayasamız 1921 tarih­lidir. Osmanlı İmparatorluğu'nun çökmesi üzerine düveli muazzamaya karşı verilen Kurtuluş Müca­delesi sonunda Türkiye Devletini kuran anayasadır.

İmparatorluk topraklarının işgal edilmesi ve üzerinde onlarca devlet kurulmasından sonra, Türk Milleti; önce Meclisi kurmuş, TBMM Kurtuluş Savaşı vermiş ve bu Anayasa ile imparatorluk baki­yesinden milli ve üniter bir devlet yaratmıştır. Bugün bu tecrübeden yararlanmamız gerekmektedir. Tarihin tekerrür etmemesi ve yeni bir kurtuluş savaşına mecbur ve mah­kûm olmamak için, Türkiye Devletinin kuruluş felsefesinden taviz vermemeliyiz.

Üçüncü Anayasamız 1924 ta­rihli Türkiye Devletinin siyasi ya­pısını şekillendiren anayasadır. Bu anayasamız,çöken Osmanlı İmparatorluğu ,nun yerine kurulan milli ve üniter Türkiye Devleti’nin yönetim şeklini parlamenter demokrasi ve Cumhuriyet olarak tespit etmiştir.Bugün bu tecrübeden yararlanmamız gerekmektedir.Tarihin tekerrür etmemesi için,eşit vatandaşlık esasına ve millet hâkimiyetine dayanan cumhuriyetin temel niteklerini  korumalıyız.

Dördüncü Anayasamız 1961 tarihli Demokrat Partiyi iktidardan indiren millet iradesine göre azınlıkta olan;CHP eğilimli bir siyasi düzen yaratan,millet vicdanını yaralayan 1960 darbesinin ürünüdür.

Beşinci Anayasamız 1982 darbe sebepleri arasında sayılan ve Türkiye'ye bol gelen 1961 Ana­yasasının yarattığı devlet organ­ları arasındaki uyumsuzluk ve otorite boşluğu yerine millet ira­desini ölçüsüz şekilde sınırlandı­ran 12 Eylül darbesinin anayasasıdır.

Bu iki darbenin yanı sıra demokrasimiz üç askeri mü­dahaleye maruz kalmış ve önemli anayasa değişiklikleri de bu muh­tıralardan sonra gerçekleştirilmiş­tir. Bugün bu tecrübeden de yararlanmamız gerekmektedir.

Anayasa yapım sürecinde, tarihin teker­rür etmemesi ve yeni darbe ve muhtıralar ile karşılaşmamamız için tepeden inme değil milletin ira­desini esas almalıyız. Darbe ve muhtıralar ile devletine küsen milletin gönlünü almalıyız, millet ile devleti barıştıran milletin milli ve manevi değerleri ile devletin değerlerini çakıştıran değil bağdaştıran bir anayasa yapmalıyız. Beş anayasanın yapıldığı tarihi süreçte; devlet ve millet olarak ödediğimiz bedelleri hatırlatmakta yarar vardır.

1876 Anayasası ile Osmanlı millet bütünlüğü bozuldu, bir im­paratorlukkaybettik. Bu Anayasa'nın yapımı için Osmanlı'yı zorlayan ve aynı zamanda 1856 Paris Antlaşması ile toprak bütün­lüğünü korumayı taahhüt eden Avrupa devletleri Kafkaslar'da, Balkanlar'da, Arap Yarımadası'nda, Kuzey Afrika'da isyanları teşvik etti, Osmanlının başşehri İstanbul dâhil üç kıtadaki topraklarını işgal etti. Milyonlarca şehit ve gazi ver­dik, vatan toprağı kaybettik, evlad­ı fatihan Anadolu'ya göç etti, bir kısmı esarete, zulmete mahkûm oldu. Osmanlı toprakları üzerinde onlarca devlet kuruldu. İşte bu fe­laketi hazırlayan sebeplerden birisi de Batılı devletlerin dayatması ile kabul edilen 1876 anayasa’sıdır. Yeni anayasa tartışmalarında, etnik bölücülüğün millet bütünlüğünü nasıl tahrip ettiğini, 36 mozaik, Türkiyelilik, alt-kimlik üst-kimlik söylemini ve PKK terörüne karşı başlatılan açılım adı altındaki yıkım planını herkes iyi anlamalı­dır!

1921 Anayasası ile Türk Mil­leti, Osmanlı İmparatorluğu'nun çöküşünden sonra, düveli muazzamaya karşı verilen Kurtuluş Sa­vaşı sonunda Türkiye Devleti'ni kurmuştur. Bu anayasayla, çok milletli, çok hukuklu imparatorluk düzeninden milli ve üniter bir dev­let yapısına geçildi.

Herkes; düveli muazzama deni­len ve bugün yeniden karşımıza küresel güçler olarak çıkan devlet­lerin Osmanlıyı niçin parçaladıkla­rını, neden Anadolu'yu işgal ettiklerini, Türk Milletinin hangi şartlar altında Kurtuluş Savaşı yap­tığını hatırlamalıdır! Herkes; ana­yasatartışması adı altında, millet bütünlüğünü tahrip edenleri, etnik kimlikleri tahrik edenleri, çok kim­likli ve çok hukuklu bir devlet ha­yali kuranları fark etmelidir!

Herkes; Osmanlının ödediği be­deli bu defa Türkiye'ye ödetmek is­teyenleri tanımalıdır!

Türkiye Devletinin kurucu felsefesinden vazgeçilmemelidir!

1924 Anaya­sası, Kurtuluş Savaşı ile kurulan Türkiye Devletinin siyasi rejimini parlamenter demokrasi ve Cum­huriyet olarak kabul etmiştir. Os­manlı'nın çok hukuklu reaya, tebaa ve kul düzeninden milli ve üniter devlet düzenine, millet iradesinin hâkimiyetine ve eşit vatandaşlık haklarına ulaşıldı. O dönemde, dünyada komünist ve ırkçı faşist diktatörlükler vatandaşları üze­rinde insanlık dışı baskı ve şiddet uygularken, yeryüzünü kana bo­yarken, Türkiye çağının en ileri in­sani değerlerini, temel hak ve hürriyetleri vatandaşlarına sundu. Herkes; din, dil, ırk, zümre ve si­yasi düşünce farkı gözetilmeksizin eşit haklara sahip birinci sınıf va­tandaş olarak yaşamanın huzu­runu hissetmelidir! Herkes; hâkimiyetin kayıtsız ve şartsız Mil­lete ait olduğunu hatırlamalıdır!

Cumhuriyetin temel nitelikle­rinden vazgeçilmemelidir! 1961 Anayasası, 27 Mayıs İhtilalı’nın ürünüdür. Millet iradesi ile iktidar olan Başbakan Rahmetli Menderes ve arkadaşlarının Yassıada Mahkemesi'nde "sizi buraya getiren güç böyle istiyor"anlayışı ile idam seh­pasına gönderilişini yaşadık; millet vicdanı sızladı, Türk milleti kendi devletine küstürüldü. Herkes; De­mokratPartiyi iktidardan indiren askeri darbenin bu Anayasa ile CHP eğilimli azınlık tahakkümünün acı sonuçlarını hatırlamalıdır! Her­kes; bu anayasa ile milli ve manevi değerleri ile çatışan bir devlet yapısının ortaya çıkarıldığını ve yönetilemez hale gelen Türkiye'nin anarşi ortamına sürüklendiğini hatırlamalıdır! Herkes; bu Anayasanın Türkiye'ye bol geldiğini ve 12 Eylül darbesine zemin hazırladığını unutmamalıdır!

1982 Anayasası 12 Eylül darbesinin ürünüdür. Bu Anayasa, ülkemize bol geldiği ileri sürülen 1961 Ana­yasasının yarattığı yönetilemez Türkiye'yi otoriter bir anlayış ile yeniden tanzim etti, demokratik standartları geriye götürdü. Herkes; Türk Ordusunun gücünü de­mokrasiyi yok etmek için kullanan darbecilerin Türki­ye'yi sürüklediği felaketi hatırlamalıdır! Herkes; bu Anayasanın da Türkiye'ye dar geldiğini unutmamalı­dır! 12 Mart 1971, 28 Şubat 1997 ve 27 Nisan 2007 as­keri müdahaleleri yapıldı; demokrasi kesintiye uğradı. Herkes; askeri müdahalelerin demokrasiye ba­lans ayarı yapamayacağını anlamalıdır!

Yeni anayasa darbe ve muhtıra iradesine değil millet iradesine dayanmalıdır! Türkiye, yaşadığı bu tarihi süreçte; dünyanın en çok anayasa yapan ve yaptığı anayasaları en çok değiştiren ülkesi unva­nını kazanmıştır. Türkiye, aynı zamanda anayasa yapımında ve değişikliğinde dünyanın en büyük bedel ödeyen ülkesi unvanını da elde etmiştir. Bu se­beple ödediğimiz bedelleri dikkate alarak, tarihin te­kerrür etmemesi için tarihi tecrübelerimizden yarar­lanmalıyız.

Milliyetçi Hareket Partisi bu tarihi derinliği 21. Yüzyılın evrensel insanlık değerleri ile bağdaştıra­rak, son 30 yılda diğer devletlerin yaptıkları anaya­saları analiz ederek ve kamuoyuna yansıyan muhtelif anayasa taslaklarını da değerlendirerek gö­rüşünü hazırlamıştır. Yeni anayasa insan şeref ve haysiyetini esas almalı, temel hak ve hürriyetlerin bireysel kullanımında evrensel standartlara ulaşma­lıdır. Bu kapsamda; din, dil, ırk, cinsiyet, sosyal zümre ve siyasi düşünce farklılığı sebebiyle her türlü ayrım­cılık ve ötekileştirmeye karşı bütün vatandaşların eşit­liği esas alınmalıdır.

Yaşama ve mülkiyet, varlığını ve kişiliğini koruma ve geliştirme, kişi hürriyeti ve güvenliği, din ve vic­dan hürriyeti, düşüncesini açıklama ve yayma hakkı, özel hayatın gizliliği ve konut dokunulmazlığı, adil yargılanma, yerleşme ve seyahat etme, toplantı ve gösteri, siyasi parti, dernek ve sendika kurma, sivil toplum      faaliyetlerinde bulunma, Çalışma ve dinlenme, bilgi edinme ve yönetime katılma (yönetişim),gibi herkesin kişiliğine bağlı dokunulamaz ve devredilemez temel hak ve hürriyetleri, 21.yüzyılın evrensel standartlarda anayasa güvencesi altına alınmalıdır.

Laiklik ilkesi ile din ve vicdan hürriyetinin biri diğerini tamamlayan iki temel unsur olarak kabul edilmelidir. Anayasada başta başörtüsü olmak üzere vatandaşın inanç hürriyeti anayasal güvenceye alın­malıdır. Basın hürriyeti evrensel standartlara kavuş­turulmalıdır. Vatandaşın gerçek ve güncel olaylar hakkında doğru haber alma hakkı ile basın mensupla­rının bunları kamuoyuna iletme görevinin hayata ge­çirilmesindeki engeller kaldırılmalıdır. Basının açık ve örtülü olarak sansürüne, kamu gücü kullanılarak oto- kontrol adı altında siyasi baskı altına alınma­sına, kamu kaynakları kullanılarak yandaş basın yaratılmasına karşı anayasal tedbirler alınmalıdır.

Özel teşebbüs, serbest rekabet ve piyasa ekono­misi anayasal güvenceye kavuşturulmalıdır. Ekono­minin verimli, üretken, marka ve teknoloji yaratan bir kapasiteye ulaştırılması için teşvik ve yatırım ortamı­nın iyileştirilmeli, çalışma barışı   ve vergi adale­ti, sendikal faaliyetleri, grev ve lokavt  hakkı  evrensel standartlarda anayasa güvencesine alınmalı­dır.

Aile, kadınlar, engelliler, gençler, çocuklar, yaş­lılar, şehit dul ve yetimleri, gaziler ve muhtaçlar Anayasal koruma altına alınmalıdır. Sağlıklı bir top­lum olarak geleceği kucaklayabilmek için devletin şef­katli ve merhametli elini muhtaç durumdaki kesimlere uzatması gerekmektedir.

Eğitim Türkçe yapıl malı ve fırsat eşitliği ve devletin her ferdine bu imkânı sunma sorumluluğu anayasada yer almalıdır. Her ka­demede eğitimin bilgi çağının gereklerine uygun ve­rilmesi için başta YÖK olmak üzere eğitim kurumları evrensel standartlara uygun olarak Anayasada yeni­den düzenlenmeli ve sosyal bir sorun haline gelen ba­şörtüsü eğitim hakkını enleyen bir sorun olmaktan çı­karılmalıdır.

Türkiye Devletinin kuruluş felsefesinden sapılmamalıdır. Herkes, anayasa değişikliğinde; Osmanlı İmparatorluğu'nun çökme sebeplerini ve Kurtuluş Sa­vaşı şartlarını iyi değerlendirmeli, Türkiye Devletinin kuruluş felsefesinden taviz verilmemelidir. Milletin bölünmez bütünlüğü tartışılmamalıdır.

Herkes, vatandaşlarımızın aynı milletin ferdi ol­maktan gurur duyacağı, ayrışmayı değil bütünleş­meyi, farklılaşmayı değil kucaklaşmayı, kutuplaşmayı değil kaynaşmayı sağlayacak bir anayasayı hedef al­malıdır. Birbirinden uzaklaşmamış, birbirine yabancı­laşmamış bir millet yapısı ile etnik köken, inanç, mezhep gibi özelliklerin milli kimliğin ve bin yıllık kardeşliğin zenginliği olarak gören ve her türlü ay­rımcılığı ret eden bir toplum hayatına kavuşulması he­defi benimsenmelidir.

Etnik kimliklere siyasi ve hukuki statü tanınması, kişi hak ve özgürlüklerinin etnik temelli kolektif hak­lara dönüştürülmesi, Türkçe dışındaki dillerde anadil olarak eğitim yapılması ve yeni azınlıklar yaratılması, vatandaşlık maddesinin değiştirilmesi ve Türk Milleti vurgusunun anayasadan çıkarılması talepleri Millet bütünlüğünü ve Milli ve Üniter devlet yapısını bozucu niteliktedir.

Üniter devlet yapısı tartışılmamalıdır. Anayasada; Devletin merkezi yönetim ve yerel yönetim organları­nın çatışmadan uyum içinde yeniden yapılandırılmalı,  

kamu hizmetlerinin etkin ve verimli bir şekilde sunul­masında, kurum ve kuruluşların vatandaşa eşit, kali­teli ve verimli hizmet anlayışı ile hareket etme zorunluluğu güvenceye alınmalıdır. Mahalli idarele­rin güçlendirilmesi adı altında Türkiye'nin idari yapı­sının değiştirilerek, yerel yönetimlerin mahalli parlamento olarak çalışacağı özerk bölgelere, Tür­kiye'nin huzur ve güvenliğini tehlikeye düşürecek, etnik bölücülüğün önünü açacak ve bölücü terörün si­yasi gündemine ve emellerine hizmet edecek şekilde üniter devlet kavramının içi boşaltılmamalıdır.

Cumhuriyetin temel ilkeleri tartışılmamalıdır. Anayasa, demokrasi ve Cumhuriyet değerlerini ev­rensel standartlarda bağdaştırmalı, Cumhuriyet'in temel nitelikleri ve ilk üç madde aynen korunmalıdır.

Parlamenter sisteme dayalı demokrasiden vazge­çilemez. Yasama, yürütme ve yargı erklerinin ayrılığı ilkesi korunmalı ve bu üç erkin çatışmadan uyum içinde çalıştırılabilmesi için denge ve denetim meka­nizmaları sağlıklı bir şekilde oluşturulmalıdır. Hukuk devleti, hukukun üstünlüğü ilkeleri evrensel standart­larakavuşturulmalıdır. Yargının bağımsızlığı ve ta­rafsızlığı, hâkim teminatı ve tabii hâkimlik ilkesi evrensel standartlara uygun olarak anayasal güven­ceye kavuşturulmalıdır. Parlamenter demokrasinin denge ve denetim mekanizmalarının iyi işleyebilmesi, hukukun üstünlüğü ve hukuk devleti ilkelerinin ha­yata geçirilebilmesi için yargı gerçekten bağımsız ve gerçekten tarafsız hale getirilmelidir. Türk milleti adına karar veren yargı CHP'nin arka bahçesi, AKP'nin ön bahçesi olmaktan kurtarılmalıdır. Tarihin tekerrürünü önlemek için herkes ödediğimiz bedel­leri dikkate almalı, tarihi tecrübeleri göz önünde bu­lundurmalıdır.

Siyaset:Hukuk alanından Meclise giren bir mil­letvekili olarak bu alanda gerçekleştirmek istediği­niz projeleriniz var mı? Varsa nelerdir?

Bal: Elbette var. Yargıyı siyasi etkilerden kurtara­rak, hukuk devleti ve hukukun üstünlüğü ilkelerini hayata geçirebilecek, herkesin günü geldiğinde gü­venli bir liman olarak sığınabileceği bağımsız ve taraf­sız hale getirmek için hayallerim ve bunları gerçekleştirmeye yönelik projelerim var. Bunları siyasi intihale uğramamaları için Milli Yargı adı altında no­tere tasdik ettirerek Partime sundum. Bir hayli tefer­ruatlıdır. Size başlıklarından bahsedeyim. Suç ve uyuşmazlık ortamı ile mücadele için data mining tek­nolojisini verisayar adı ile yargının hizmetine sun­mak.

Uyuşmazlıkları yargıya gitmeden çözüme kavuş­turmak. Yargılama sürecinde tarafları sulh olmaya teş­vik etmek. Yapay zekâ tekniği ile yargıda usul hatalarını minimize etmek. Yargının reorganizasyonu, otomasyonu, standardizasyonu ve dokümantasyonu ile motivasyonu projeleri bulunmaktadır.

Siyaset:Son olarak okuyucularımızla paylaşmak istediğiniz hususlar nelerdir?

Bal: Bu imkânı yarattığınız için size ve Siyaset Der­gisi çalışanlarına, yöneticilerine okuyucularına teşek­kür eder, başarılar ve yeni yılda mutluluklar dilerim.